'Indie Pop' kategorisi için arşiv:

evet! someone still loves you boris yeltsin, uzun bir aradan sonra haklarında bişeyler karalamak istediğim yegane grup olma şerefine erişmiş bulunmakta.
gerçi aslında daha önce indie-pop üzerine daha derin bir şeyler karalamak veya the shins üzerine yazmak gerekirken bu şeker elemanlar üzerine yazdığımı bilmiyorum. eksik kalacak sanki bir şeyler de, neyse diyip geçiyorum tarihlerine.
bir varmış, bir yokmuş. sıcak bir mevsim gecesinde “Someone Still Loves You Boris Yeltsin”, -hatta şu andan itibaren kısaca “sslyby”- uzun bir zaman üzerinde uğraşarak evlerinde kaydettikleri demolarını bir internet sitesine koymaya karar vermiş. günler geçmiş, haftalar geçmiş, ve bir gün, blog perileri bu demoları görüp “aaaaaaaaarika!” diyedursun, ak sakallı SPIN-dalf sslyby hakkında birşeyler karalayıp “yeni shins olabilirler” demesin mi? eyvah eyvah!
1999 senesinde Will Knauer ve Philip Dickey adlı iki fırlamanın bir projesi olarak başlayan sslyby’nin her tarafından bi sevimlilik, bi samimiyetlik akıyor ama aslında böyle olduklarını kanıtlamak için kelime kelime kendimi kasmama hiç lüzum yok. isimlerini nasıl bulduklarına dair gayet “gerçek” hikayelerini kendi ağızlarından dinlemek yetiyor aslında.
Etiketler: broom, pershing, Someone Still Loves You Boris Yeltsin, sslyby
Herkes gibi ben de Tegan ve Sara’yı 2005 yılında çıkardıkları albümleri “So Jealous” ile tanıdım. 2 genç kız kardeşin takıntılarını, duygularını, ilişkilerini vs. vs. anlatmış eğlenceli ama bir o kadar da çıtır çerez bir albüm idi. olgun değildi. ne yalan söyleyim, speak slow’a biraz takmış, albümü ise 4-5 kere dinleyip pabucunu dama atmıştım. Albüm ise, Tegan ve Sara’nın isminin duyulmasına, ki albümdeki bir şarkıya White Stripes cover bile yaptı, sebep olması nedeniyle aslında güzel bir kilometretaşı.
2007′de ise 5. albümleri The Con ile karşılaştık. Sara’nın dediğine göre şarkıları demolarla olabildiğince aynı yapmaya özen gösterdikleri, ve Death Cab’den Chris Walla’nın prodüktörlüğünde hazırlanan bir albüm The Con. “Demolarla olabildiğince aynı tutma” idealinin güzelce yerleştirilmiş synth’den beni mahrum etmemesi ise albümün güzel bir yanı. Ancak, fuzili hiçbir şey ile karşılaşamadım. Albümdeki şarkılar olabildiğine kısa, aynen demolar gibi…
The Con’de lirikal açıdan, Tegan ve Sara’ın eski çalışmalarına kıyasla - ki artık nasıl olduysa, daha çok saplantılı 2 kadın çıktı karşıma. Oysa ki, aynı zamanda “daha olgun” bir albüm bu. “İnsanlar Dejenere Olmazlar” tezine bağlayabildim bu durumu “Biz hep böyleydik, sadece biraz büyüdük, içimiz hala aynı“ diye bağırmakta albüm sanki. ki bağırma kısmında ciddiyim. cidden o kadar kısa ki şarkılar, “amaçları bir önce içlerini dökmek ve susmakmış sanki” diye düşündürttü bana.
Albümdeki şarkılar, 2 insanın ortak çalışması olmasına rağmen 2 alakasız insanın elinden çıkmış gibi. Hatta evet, aynen bir “split” gibi. Bir kısmı (Sara’nın elinden çıkan kısım, “Knife Going In” örnek olarak) tamamen ayrılıklar üzerine böyle, albüme güzel bir sonbahar teması vermeye kasmakta, kapağıyla da destekliyor sanki hatta. Ancak diğer kısmı ise (Tegan) daha çok sert, kabullenemeyen, hırçın ve hatta cüretkar şarkılardan oluşuyor. Güzel olan ise, birbirine girmiş, hatta sarmaş dolaş olmuş o gitar sesleri, bu bahsettiğim “olgun” şarkı sözleriyle birleşip, güzel bir nakarat ortaya çıkartmayı ve şarkıyı beklenilenden daha farklı bir şekilde bitirmeyi başarabiliyor…
Etiketler: chris walla, death cab, death cab for cutie, sara, tegan, tegan and sara
Bir gitar, bir klavye, bir bateri. daha fazla neye ihtiyacım var ki?
2005 yılında bir indie grubu için “fazlasıyla” adını duyurmuş olan kanada’lı the new pornographers’ın “twin cinema” isimli albümü çıktı. Kathryn Calder isimli bir isim gülümsüyordu albümde çalışan elemanlar arasında, klavyede ve vokalde. Albüm ciddi anlamda güzel eleştiriler aldı, beğenildi. Birkaç ay sonra ise yine elemanları arasında Kathryn Calder ismini gördüğümüz bir grup, Immaculate Machine, “Ones and Zeros” isimli albüm çıkardı tng’nin bağlı olduğu plak şirketi Mint Records’den. Immaculate Machine, albümü tanıtma amaçlı olarak, TNG ile beraber bir süre alt grup olarak konser verdi, kanada’dan avrupa’ya kadar turlara katıldı. iyilerdi. Geçtiğimiz senenin sonlarına doğru da yeni albümleri çıktı: Immaculate Machine’s Fables.
Etiketler: Immaculate, Immaculate Machine, Indie Pop, Indie Rock, Machine, the new pornographers
geçenlerde eylül bi klip yolladı, “biliyorsundur kesin” dedi, bilmiyordum. “ritmi çok güzel kendimi dinlemekten alamıyorum” diye devam etti sonra. aslında böyle demedi de, maksat ertuğrul özkök etkisi. izledim ben de haliyle. etkisi beklediğimden de büyük oldu. aklıma takılmaya başladılar, sokakta dilime pelesenk oldular, okulda konsantremi devamlı rahatsız ettiler. sabah sabah menemen etkisi yaptılar. dayanamayıp haklarında bir şeyler karalamaya karar verdim.
Sene 99, pek bir şey yazılmamış o döneme dair, ben de zaten o dönemde internet kafelerde counter-strike oynayan, karşıyaka sokaklarında erik ağaçlarına tırmanan maymun formu birşeydim. asosyal olup internete gömmemiştim kendimi.
Bir yarışma olmuş, Roxy Müzik Günleri, haberim yok tabi. Hatta bırakın müzik günlerini, Rock diyince aklıma çok çok Mor ve Ötesi geliyordur belki, “Yalnız Şarkı” vardı ya hani, öyle bi yerleşmiş ki bilinçaltıma hala uykumda mırıldanırmışım der annem. Neyse, bu yarışmaya katılan onlarca çakma rock grubu arasında bir isim varmış, gecegece.
myspace’lerinden okuduğum kadarıyla “yarışmada ödül alan 5 gruptan biri” olmuşlar, böyle bir tabir kullandıklarına göre sanıyorum 5. olmuşlar. ah keşke o zaman fark etseymişim efendim gecegece’yi, bi yerden bi fanzin çıksaymış, havada uçuşurken şakkadanak suratıma çarpsaymış, ben de baksaymışım, üstüne bir de “ankara’nın biriciği gecegece 5. oldu!!!” yazsaymış üstünde! ama ben hala yok erik yok yenidünya, yok ağaç, yok 4-3, yok patlayan şeker, yok leblebi tozu, ne bileyim…
interneti taradım da taradım, en fazla 5 şarkılarını bulabildim, hepsini indirebilirsiniz tabii buradan, o kadar zorlamayacağım sizi. ne kadar uzun zamandır özlemini çekiyorum bilmiyorum bu kadar kaliteli bir yerli grubun. o kadar çok grup türüyor ki, ne yaptığını bile bilmeyen, birbirinin kopyası adeta.
gecegece ise, neden bilmiyorum ama, uzunca uğraşsam da bir türlü söyleyecek kötü bir laf bulamadığım klavyeleri, ciddi anlamda duru ve farklı vokalleri (ha vega tadı veriyor mu? veriyor, taklit mi? asla.) ve tabii bas gitarı vokalin söylediği notaya göre tellere vurmak olarak algılamayan basistleri ile “popüler müzik” ismindeki enfes bir tatlı gibiydi benim için, kulaklarımın pasını kirini sildi attı adeta. öyle böyle değil.
Etiketler: belle & sebastian, gece, gecegece, Indie Pop, Indie Rock
Indie Rock ile yakın temas içindeki bir kaç insan, bomba etkisiyle bir anda herkesin dillerine düşen bu grubu internette yayınladıkları mp3ler ile az da olsa duymuşlardır eminim. bir patlama oldu evet, ancak bir anda değil, internette güzel bir promosyon yapıldı “yıllar öncesinden” başlayarak, müzik kaliteliydi, ny sahnesinde verdikleri konserlerle kısa sürede isimlerini duymayan kalmadı falan fistan. toy değillerdi yani.
ancak bu tür bi promosyonu yapmayı akıl eden onca grup arasından vampire weekend’in sıyrılmasının sebebi ise, internette zibilyon tanesini bulabileceğiniz incelemelerden ve eleştrilerden de okuyabileceğiniz gibi, müziklerindeki altyapının afrika ritimleri ile bezeli olması. önemli olan yeni bir fikir olması değil tabii ki, senelerdir var bu fikir, kimi insanlar, her ne kadar ben olmasam da, aşinaydı bu müziğe. önemli olan farklı olmalarıydı.
ama her ne kadar farklı bir tarza sahip olsalar da, colombia üniversitesine giderken tanışmış bu 4 insan, piyasaya atılmadan önce, kendileri gibi onlarca grup arasından “sıyrılabilmek için” haliyle bir şekilde “popülerleşmiş” olan bir müziği yapma eğilimi gösterdiler ki ilgi çeksinler. yaklaşık 35 dakika süren aynı isimdeki ilk albümlerini strokes’un debut’suna benzetirsek ayıp etmeyiz bu yüzden. ikisi arasında 7 fark var desem yeridir hatta.
strokes’u sevmem açıkcası, 3 akor altyapısında gelişen kulağa yatkın müziğe senelerdir saygı duymak istemedim. ancak vampire weekend “indie rock” ile bu kısaca “afro” diyebileceğimiz altyapıyı çok güzel bir şekilde harmanlayarak, internete düşürdükleri ilk şarkıları “Cape Cod Kwassa Kwassa”da ise, tamamen bilerek yaptıkları “sakin ton” ile bir şekilde insanları büyüleyerek kısa sürede grubun ilgi çekmesini sağladı. Haliyle XL Records gibi bir hazine avcısı tarafından da albümlerini çıkartıverdiler.
Etiketler: afro, indie, Indie Pop, Indie Rock, vampire weekend, xl- Hava Olsun İsterken: Someone Still Loves You Boris Yeltsin
- ah şu gençlik: be your own pet
- Asla Sönmeyecek Bir Işık: The Smiths
- Issız, Kalıcı, Soğuk: Denali
- Karşınızda Andy Hull ve Dadaşlar Orkestrası: Manchester Orchestra - I’m Like a Virgin Losing a Child
- Dünyanın en güzel “gürültü”sü: Slowdive
- “Nereden Nereye” derler ya, ondan işte: Altered Images
- Sebepsiz ve Sonuçsuz Denek Hayatım
- aman tanrım eğleniyoruz biz: oi va voi
- Bitmedi Taşikardi: Sakin - Hayat
- uçuş dersleri: migala
- olm saçı da hallettik mi tamam: the cinematics
- küçük bir güncelleme öyleyse…
- Okuma Bayramı’nın Ardından: Tokyo Police Club - Elephant Shell
- Tanrının Boş Vakti: Goldfrapp
- Bir Avuç Velet: The Kooks - Konk
- anket ekledik!
- benim küçük siyah elbisem: fungu
- deha mı diyorduk?: yann tiersen
- aklıselim hakkında
- “Beklenmedik” Hayaletler: Nine Inch Nails - Ghosts I-IV
- kadın denen şey: pj harvey
- İçimiz hala aynı: Tegan and Sara - The Con
- kusursuz sevgi: Immaculate Machine’s Fables
- gece gece aklıma takılanlar: gecegece
- Vampire Weekend
- aklıselim



