'inceleme' kategorisi için arşiv:

goldfrapp1

Bilemiyorum,dünyaya bir daha Allison Goldfrapp gibi bi’ ses gelecek mi? ya da Allison Goldfrapp ve Will Gregory gibi bi’ ikili doğabilecek mi? çünkü Şu an tanrının lütfu gibi bakıyorum Goldfrapp adlı bu “şahane” gruba. Gene hayatıma girme hikayeleriyle başlayacağım yazıya. Blonde Redhead adlı diğer bir “şahane” grubu yazacakken, Goldfrapp diye atladı Halil. Ben de bi’ el atayım dedim, “neymiş, ne değilmiş bu grup” diye. İyi ki de –Halilcim sağol ya- el atmışım, yoksa Allison gibi hem sanatçı ruhlu hem büyü sesli bir hatundan haberim olmayacakmış, bu da benim için büyük kayıp olacakmış.

Goldfrapp 2000’de Felt Mountain adlı albümle çıktı, gayet harika bi’ biçimde. İngiltere’de en iyi 100 albüm arasına yerleşti. Biraz sıkıntılı gelebiliyor tabi ama, hemen her albümde var olan o büyü- gerek hoplata zıplata gerekse ağırdan ağırdan- sarıyor insanı anında. Bu büyüye Allison’un harika sesinin ve Will’le beraber yazdıkları sözlerin dışında başka bir şey daha sebep; Allison’un kendisi. Hatun tam anlamıyla “sanatçı”. Aldığı resim eğitimiyle, ürkütücü, esrarengiz, erotik tavrıyla albümlerin kapak fotoğraflarından içindeki ruha kadar çoğu şeyde çok önemli bir yer tutuyor. Zaten grubun adının onun soyadı olması da, onun ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

2003’te bu mükemmel ikiliden Black Cherry adlı albüm geliyor. Her ne kadar Felt Mountain’ın yanından geçemiyor olsa bile –ne albümmüş bu Felt Mountain da diyebilirsiniz.- Black Cherry de gayet güzel geliyor bana. Biraz daha trip-hop gibi, daha dans edilesi. Ama albümle aynı isimdeki şarkı, ömrümü yiyen 10 şarkı listesinde 3. sıraya kuruldu bile…

bu yazının devamını oku… »

1 yıldız2 yıldız3 yıldız4 yıldız5 yıldız (1 oy verilmiş, ortalama: 5/4)
Loading ... Loading ...
Etiketler: , , ,

the kooks

“bir avuç velet”. evet kooks budur. emrah tadında bir vokal, daha önce defalarca denenmiş bir müzik üzerine saçma sapan, hatta “ergen” şarkı sözleri, distortion’dan ağlayan gitarlar ve zaten tutunacak temelleri bile olmayan bir türde dayanabilmek için aklıselim sahibi olmak yerine gayet serseri bir imaj çizen bir avuç veletden ibaret kooks. dediklerime yalan diyemezsiniz.

hiç şaşırmadığım bir şekilde (razorlight da öyle değil miydi?) david bowie’den yürüttükleri isimleriyle çakma bi indie grubu kurup, bir “strokes” şarkısı coverlayarak müzik hayatına atılan kooks bir anda NME sayesinde isim yaparak isimlerini duyurdu. ve yine bir anda, göstermekten çekinmedikleri bu bariz “kötü” özellikleri sebebiyle, tesadüfen bile diyemediğim bir şekilde bulundukları adanın içinden çıkan onlarca gruba (arctic monkeys olsun, futureheads olsun, libertines olsun) benzedikleri iddia edilerek, çocuk oldukları söylenerek, hatta, ki buraya çok gülüyorum, “tarzları yok” denilerek, çıktıkları an itibariyle “müzik dehaları” tarafından yerin dibine sokuluverdiler.

ancak, the kooks’un debut albümü inside in/inside out, ki ne kadar ironik, kendilerinden önce çıkan bu yukarda saydığım “benzedikleri” iddia edilen grupların albümlerin toplamını ikiye katlayacak ayarda bir albüm. üstelik, arkalarında bıraktıkları onlarca grubun aksine, kooks’un klasik rock, reggae gibi öğeleri, bu “hiçbir zaman kategorize edemeyeceğimiz” indie denen müzik ile birleştirmeleri yetmiyormuş gibi, eğlenceli şarkı sözleriyle ve bazen akustik, bazen kafa şişiren gitarlarla güzelce harmanlayarak ortaya çıkardıkları popüler müzik, emin olun sadece bir “ustanın” elinden çıkabilir.

Bir bildikleri varmış ki, naive olsun, ooh la olsun, eddie’s gun olsun falan, albümlerinden single olarak çıkardıkları şarkılar, çıktıkları an dillere döküldüler, ingiltere’de listelerin tepesinde monopoly oynar gibi ev kurup, kendilerine yaklaşanı ellerinin tersiyle aşağı ittiriverdiler. tesadüfen olmadı. tamamen akıl işiydi. tamamen.

bu yazının devamını oku… »

1 yıldız2 yıldız3 yıldız4 yıldız5 yıldız (3 oy verilmiş, ortalama: 5/5)
Loading ... Loading ...
Etiketler: , , ,

fungu 1

fungu’dan bahsedeceğim size. çünkü 5 şarkı var elimde, dönüp duruyorlar birkaç saattir. hepsi birbirinden farklı. hepsi aynı gruba ait. bir vokal var ki bitiriyor beni, “o nasıl sestir öyle” diyorum,” “o nasıl vurdumduymaz bir söyleyiştir” diyorum, türk olduğunu bildikçe “o nasıl aksandır” diyorum, dinledikçe daha çok düşüyorum içlerine, iç geçiyorum. birşeyler yazmaya karar verince, şimdiye kadar yaptığımın aksine, ince eleyip sık dokuyorum.

fungu’nun temelleri aslen eksik etek’e dayanıyor, zamanında adını pek duyduğumuz, 5 elemandan oluşan ankara’lı eksik etek’in gitaristini kaybetmesi ile atılmış. yerine ise hala grupla çalmaya devam eden erdem gelmiş gelmesine ama, “eksik etek” esprisini kaybetmiş haliyle, yeni bir isim bulalım demişler, Fungu isimli bir cover grubu çıkıvermiş ortaya. birkaç eleman değişimi daha olmuş sonradan.

ama, şimdi fungu’ya cover grubu dedik demesine de, bunların bir şarkıları var ki anlatılmaz yaşanır tadında yaklaşacağım. biyografileri üzerine bilmeniz gereken ise bu şarkılar ile 2005′de Roxy müzik Günleri’nde ve Nokia Supersound’da finallere kadar gelmeyi başardıkları. bu yarışmalar sırasında boş durmayıp ankara’dan istanbul’a kadar konserler vermeye devam ettiler tabii. 2007′de ise “Türkiye’den Alternatif Rock vol.1′e” “little black dress” ile girdiler. zati benim de ilgimi bu şarkıları sebebiyle çektiler.

yukarda sadece vokal dedim ama, bitmiyor efendim, biter mi hiç? bir riffler var ki bu elemanlarda öyle böyle değil, yalayıp yutmuşlar abilerini ablalarını, radiohead’den sex pistols’a, blonde redhead’den sonic youth’a (ki elemanları mutlaka sıkı birer “sonic youth” hayranı olmalılar) kadar türlü türlü etkiler, türlü türlü tatlar var bunlarda. bu “sinirlere hitap eden”, karmaşık, hatta alt-üst olmuş müzik o kadar hoşuma gidiyor ki dinledikçe, “ulan” diyorum bazen kendi kendime, “ne hafife alıyorum şu “yerli” grupları kendi çıkmazımda saçmalarken”. bateri partisyonları gerçekten yaratıcı, elektronik altyapının kattığı “noise” havası evlere şenlik, basistleri ise arka planda kalmaması sebebiyle ayrıca hoşuma gitti. sevdim fungu’yu. çok sevdim hem de.

bu yazının devamını oku… »

1 yıldız2 yıldız3 yıldız4 yıldız5 yıldız (2 oy verilmiş, ortalama: 5/4.5)
Loading ... Loading ...
Etiketler: , , ,

yann tiersen 1

Her Amelie sever gibi ben de, Amelie ‘yi izledikten sonra hemen bilgisayar başına geçip filmin müziklerini araştırmaya koyuluyorum. (Yann Tiersen’in “döktürdüğü” o şarkılar olmasaydı, Amelie bu kadar güzel olamazdı kesinlikle.)
Önce “les jours trites”i dinliyorum ve içime yayılan bu anlamsız mutluluk hissini çözmeye çalışıyorum. Şarkı sanki bu dünyanın ötesinde başka bir dünya varmış da, buranın kötülüğünden kaçıp oraya sağınabilecekmişiz gibi bi’ his veriyor bana. Sonra “j’y suis alle” çalmaya başlıyor ki, ben kesinlikle ayrılıyorum o anda dünyadan. Afallıyorum- salaklaşıyorum da denilebilir. Yann Tiersen komasında günlerim geçiyor, hiç şikayetim yok, geberene kadar onu dinlemek geliyor içimden.

İşte bu adam beni böyle sardı. Tabi her şarkının kişide bırakacağı tat ayrı, her sesin ruha işleyişi farklı. Ama tat bırakıyor mu? Bırakıyor.Ruha işliyor mu? İşliyor.

Peki kim bu adam?

bu yazının devamını oku… »

1 yıldız2 yıldız3 yıldız4 yıldız5 yıldız (1 oy verilmiş, ortalama: 5/5)
Loading ... Loading ...
Etiketler: , ,

nine inch nails - ghosts 1

Tarih tekerrür etti. Year Zero’nun ardından yapılan onca dırdırın ardından Nine Inch Nails’in asıl adamı Trent Reznor bir kere daha saklandı ve tamamen yepyeni bir projeyle geri dönüş yaptı. 6 ay gibi biraz “çabuk” bir dönüş olmasından ise gayet hoşnutum…

Her şey NIN websitesine yazılan küçük bir yazı ile başladı. Trent Reznor’ın bir anda yeni birşeyler ile zaman öldürdüğünü öğrendik. çünkü bütün hayranları NIN’in gereğinden fazla eleştri alan year zero’nun ardından trent’in ne yapacağını bilmediği gibi nin’in de muhtemelen kapalı kapılar ardında saklanacağına dair öngürülerde bulunurken sitede beliren “Gizli gizli işler çeviriyoruz. Yakında size bilgi vermeye başlayacağız” yazısı bir anda gözleri NIN’e dikivermişti. Mart ayının 2. günü, yani bu yazının yazıldığı saatleri de hesaba katarsam tam olarak 3 gün önce, siteye başlığı “2 saat” olan yeni bir yazı eklendi.

ve cidden tamı tamına 2 saat sonra birdenbire NIN websitesinin tasarımı değişti ve 36 şarkılık yepyeni albüm Ghosts I-IV’un ilk 9 şarkısını (yani Ghosts I’ı) ücretsiz olarak indirebileceğimiz bir link ekleniverdi siteye. Albümün tamamını edinebilmek için ise 5$ gibi cüzzi bir miktar ödemek yetiyordu.

Bir anda dinlememiz için suratımıza atılan bu 36 şarkılık albümün en güzel kısmı, kanımca kimsenin beklememesi oldu. Belki çok erken çıktı, belki hala şaşkın şaşkın durduğumuzdan bir sessizlik var. Ancak bir şey var ise, albümün inanılmaz olduğu.

Tür kısmına gelince… eh, Distorted gitarlar, elektronik altyapı, garip enstrümanlar, zengin içerik, ve post-rock etkileşimleri… Evet, belki de gerçekten çok erken çıktı. Cidden beklemiyorduk.

Albüm hakkında sanırım yapılabilecek en boktan karalama, türe “post-rock” dedik diye Explosions in the Sky veyahut Sigur Ros gibi “post-rock” adı altında mainstream olmuş ve kendi tarzlarına sahip olan gruplara yapılacak benzetmeler olur. 36 şarkının arasında o kadar agresif, o kadar sert, o kadar NIN şarkıları var ki, NIN değil demek büyük bir aptallık olur. Ghosts bir NIN albümüdür. Eski hayranları için bir “hayal kırıklığı” olabilme ihtimali olsa bile, onlar da kabullenecektir ki bu albüm bir NIN albümüdür. Evet, bu “korkunç” melodilerin sebep olduğu atmosfer, bu ambiyans, bu bir an bile sıkıntı vermeyen, bu akıl uyuşturucu, bu kalp sıkıştırıcı albüm bir başyapıt ve bir NIN albümü. Daha açılışından bir kapan gibi sizi içine kıstıran ve suyunuz çıkana kadar sıkıştıran bir NIN albümü. Dinlediğim andan itibaren bir an bile pişmanlık duymadığım, bir an bile sıkılmadığım, ancak bir an bile dikkatimi toplayamama sebep olan bir NIN albümü. 2 saat sonra uyanıp okula gitmem gerektiği halde şu anda bunları karalamama sebep olan bir NIN albümü bu. Başka bir gruba ait değil. Başka bir gruba benzer de değil. Orjinal.
bu yazının devamını oku… »

1 yıldız2 yıldız3 yıldız4 yıldız5 yıldız (3 oy verilmiş, ortalama: 5/5)
Loading ... Loading ...
Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

tegan and sara 1

Herkes gibi ben de Tegan ve Sara’yı 2005 yılında çıkardıkları albümleri “So Jealous” ile tanıdım. 2 genç kız kardeşin takıntılarını, duygularını, ilişkilerini vs. vs. anlatmış eğlenceli ama bir o kadar da çıtır çerez bir albüm idi. olgun değildi. ne yalan söyleyim, speak slow’a biraz takmış, albümü ise 4-5 kere dinleyip pabucunu dama atmıştım. Albüm ise, Tegan ve Sara’nın isminin duyulmasına, ki albümdeki bir şarkıya White Stripes cover bile yaptı, sebep olması nedeniyle aslında güzel bir kilometretaşı.

2007′de ise 5. albümleri The Con ile karşılaştık. Sara’nın dediğine göre şarkıları demolarla olabildiğince aynı yapmaya özen gösterdikleri, ve Death Cab’den Chris Walla’nın prodüktörlüğünde hazırlanan bir albüm The Con. “Demolarla olabildiğince aynı tutma” idealinin güzelce yerleştirilmiş synth’den beni mahrum etmemesi ise albümün güzel bir yanı. Ancak, fuzili hiçbir şey ile karşılaşamadım. Albümdeki şarkılar olabildiğine kısa, aynen demolar gibi…

The Con’de lirikal açıdan, Tegan ve Sara’ın eski çalışmalarına kıyasla - ki artık nasıl olduysa, daha çok saplantılı 2 kadın çıktı karşıma. Oysa ki, aynı zamanda “daha olgun” bir albüm bu. “İnsanlar Dejenere Olmazlar” tezine bağlayabildim bu durumu “Biz hep böyleydik, sadece biraz büyüdük, içimiz hala aynı diye bağırmakta albüm sanki. ki bağırma kısmında ciddiyim. cidden o kadar kısa ki şarkılar, “amaçları bir önce içlerini dökmek ve susmakmış sanki” diye düşündürttü bana.

Albümdeki şarkılar, 2 insanın ortak çalışması olmasına rağmen 2 alakasız insanın elinden çıkmış gibi. Hatta evet, aynen bir “split” gibi. Bir kısmı (Sara’nın elinden çıkan kısım, “Knife Going In” örnek olarak) tamamen ayrılıklar üzerine böyle, albüme güzel bir sonbahar teması vermeye kasmakta, kapağıyla da destekliyor sanki hatta. Ancak diğer kısmı ise (Tegan) daha çok sert, kabullenemeyen, hırçın ve hatta cüretkar şarkılardan oluşuyor. Güzel olan ise, birbirine girmiş, hatta sarmaş dolaş olmuş o gitar sesleri, bu bahsettiğim “olgun” şarkı sözleriyle birleşip, güzel bir nakarat ortaya çıkartmayı ve şarkıyı beklenilenden daha farklı bir şekilde bitirmeyi başarabiliyor…

bu yazının devamını oku… »

1 yıldız2 yıldız3 yıldız4 yıldız5 yıldız (1 oy verilmiş, ortalama: 5/5)
Loading ... Loading ...
Etiketler: , , , , ,

Immaculate Machine 1

Bir gitar, bir klavye, bir bateri. daha fazla neye ihtiyacım var ki?

2005 yılında bir indie grubu için “fazlasıyla” adını duyurmuş olan kanada’lı the new pornographers’ın “twin cinema” isimli albümü çıktı. Kathryn Calder isimli bir isim gülümsüyordu albümde çalışan elemanlar arasında, klavyede ve vokalde. Albüm ciddi anlamda güzel eleştiriler aldı, beğenildi. Birkaç ay sonra ise yine elemanları arasında Kathryn Calder ismini gördüğümüz bir grup, Immaculate Machine, “Ones and Zeros” isimli albüm çıkardı tng’nin bağlı olduğu plak şirketi Mint Records’den. Immaculate Machine, albümü tanıtma amaçlı olarak, TNG ile beraber bir süre alt grup olarak konser verdi, kanada’dan avrupa’ya kadar turlara katıldı. iyilerdi. Geçtiğimiz senenin sonlarına doğru da yeni albümleri çıktı: Immaculate Machine’s Fables.

bu yazının devamını oku… »

1 yıldız2 yıldız3 yıldız4 yıldız5 yıldız (2 oy verilmiş, ortalama: 5/5)
Loading ... Loading ...
Etiketler: , , , , ,

gecegece2.jpg

geçenlerde eylül bi klip yolladı, “biliyorsundur kesin” dedi, bilmiyordum. “ritmi çok güzel kendimi dinlemekten alamıyorum” diye devam etti sonra. aslında böyle demedi de, maksat ertuğrul özkök etkisi. izledim ben de haliyle. etkisi beklediğimden de büyük oldu. aklıma takılmaya başladılar, sokakta dilime pelesenk oldular, okulda konsantremi devamlı rahatsız ettiler. sabah sabah menemen etkisi yaptılar. dayanamayıp haklarında bir şeyler karalamaya karar verdim.

Sene 99, pek bir şey yazılmamış o döneme dair, ben de zaten o dönemde internet kafelerde counter-strike oynayan, karşıyaka sokaklarında erik ağaçlarına tırmanan maymun formu birşeydim. asosyal olup internete gömmemiştim kendimi.

Bir yarışma olmuş, Roxy Müzik Günleri, haberim yok tabi. Hatta bırakın müzik günlerini, Rock diyince aklıma çok çok Mor ve Ötesi geliyordur belki, “Yalnız Şarkı” vardı ya hani, öyle bi yerleşmiş ki bilinçaltıma hala uykumda mırıldanırmışım der annem. Neyse, bu yarışmaya katılan onlarca çakma rock grubu arasında bir isim varmış, gecegece.

myspace’lerinden okuduğum kadarıyla “yarışmada ödül alan 5 gruptan biri” olmuşlar, böyle bir tabir kullandıklarına göre sanıyorum 5. olmuşlar. ah keşke o zaman fark etseymişim efendim gecegece’yi, bi yerden bi fanzin çıksaymış, havada uçuşurken şakkadanak suratıma çarpsaymış, ben de baksaymışım, üstüne bir de “ankara’nın biriciği gecegece 5. oldu!!!” yazsaymış üstünde! ama ben hala yok erik yok yenidünya, yok ağaç, yok 4-3, yok patlayan şeker, yok leblebi tozu, ne bileyim…

interneti taradım da taradım, en fazla 5 şarkılarını bulabildim, hepsini indirebilirsiniz tabii buradan, o kadar zorlamayacağım sizi. ne kadar uzun zamandır özlemini çekiyorum bilmiyorum bu kadar kaliteli bir yerli grubun. o kadar çok grup türüyor ki, ne yaptığını bile bilmeyen, birbirinin kopyası adeta.

gecegece ise, neden bilmiyorum ama, uzunca uğraşsam da bir türlü söyleyecek kötü bir laf bulamadığım klavyeleri, ciddi anlamda duru ve farklı vokalleri (ha vega tadı veriyor mu? veriyor, taklit mi? asla.) ve tabii bas gitarı vokalin söylediği notaya göre tellere vurmak olarak algılamayan basistleri ile “popüler müzik” ismindeki enfes bir tatlı gibiydi benim için, kulaklarımın pasını kirini sildi attı adeta. öyle böyle değil.

bu yazının devamını oku… »

1 yıldız2 yıldız3 yıldız4 yıldız5 yıldız (3 oy verilmiş, ortalama: 5/5)
Loading ... Loading ...
Etiketler: , , , ,

Vampire Weekend

Indie Rock ile yakın temas içindeki bir kaç insan, bomba etkisiyle bir anda herkesin dillerine düşen bu grubu internette yayınladıkları mp3ler ile az da olsa duymuşlardır eminim. bir patlama oldu evet, ancak bir anda değil, internette güzel bir promosyon yapıldı “yıllar öncesinden” başlayarak, müzik kaliteliydi, ny sahnesinde verdikleri konserlerle kısa sürede isimlerini duymayan kalmadı falan fistan. toy değillerdi yani.

ancak bu tür bi promosyonu yapmayı akıl eden onca grup arasından vampire weekend’in sıyrılmasının sebebi ise, internette zibilyon tanesini bulabileceğiniz incelemelerden ve eleştrilerden de okuyabileceğiniz gibi, müziklerindeki altyapının afrika ritimleri ile bezeli olması. önemli olan yeni bir fikir olması değil tabii ki, senelerdir var bu fikir, kimi insanlar, her ne kadar ben olmasam da, aşinaydı bu müziğe. önemli olan farklı olmalarıydı.

ama her ne kadar farklı bir tarza sahip olsalar da, colombia üniversitesine giderken tanışmış bu 4 insan, piyasaya atılmadan önce, kendileri gibi onlarca grup arasından “sıyrılabilmek için” haliyle bir şekilde “popülerleşmiş” olan bir müziği yapma eğilimi gösterdiler ki ilgi çeksinler. yaklaşık 35 dakika süren aynı isimdeki ilk albümlerini strokes’un debut’suna benzetirsek ayıp etmeyiz bu yüzden. ikisi arasında 7 fark var desem yeridir hatta.

strokes’u sevmem açıkcası, 3 akor altyapısında gelişen kulağa yatkın müziğe senelerdir saygı duymak istemedim. ancak vampire weekend “indie rock” ile bu kısaca “afro” diyebileceğimiz altyapıyı çok güzel bir şekilde harmanlayarak, internete düşürdükleri ilk şarkıları “Cape Cod Kwassa Kwassa”da ise, tamamen bilerek yaptıkları “sakin ton” ile bir şekilde insanları büyüleyerek kısa sürede grubun ilgi çekmesini sağladı. Haliyle XL Records gibi bir hazine avcısı tarafından da albümlerini çıkartıverdiler.

bu yazının devamını oku… »

1 yıldız2 yıldız3 yıldız4 yıldız5 yıldız (2 oy verilmiş, ortalama: 5/5)
Loading ... Loading ...
Etiketler: , , , , ,