Ağustos, 2008 ayı için arşiv:

son yıllarda kullanımı artan bir etiket oldu “chanson française” tabiri. güzel bir hatun olacak tabi özne. eline gitarını alacak. gitmediğimiz görmediğimiz bir memleketin anlamadığımız diliyle öyle şarkılar söyleyecek ki aşık edecek bizi her defasında o sese.. hikaye tanıdık değil mi? ama eğriye eğri doğruya doğru fransızca -özellikle de- aşk şarkıları için en ideal dillerden. hangi komedyenin söylediğini hatırlamıyorum ama bir tanesi “fransızlar çok şanslı. belki adam karşına geçmiş ‘bir bardak su alabilir miyim?’ diyordur en basitinden ama söylemi öyle çekici bir dil ki.. ikinci cümleden sonra sevişme başlıyor..” demişti. neyse efem, fransız öpücüğü gibi konulara değinmekten kaçınıp  sizlere keren ann’i takdir edeyim artık.

charlotte gainsbourg gibi aileden birilerinin izinden gitme durumu yok onun için. köken olarak oldukça çeşitli bir aileden geliyor hatta. flemenk-yahudi kökeni yanı sıra israil, hollanda ve en sonunda fransa’da yaşamış olan keren ann zeidel 1974 doğumlu. cat power kadar mırıltılı ve carla bruni kadar da aksanlı bir söylemi yok keren ann ’in. yine karşılaştırabileceğimiz isimler arasında coralie clément sayılabilir fakat keren ann şarkılarında gitarla daha fazla haşır neşir olduğundan, yine de bir farklılık bariz. felsefe, psikoloji ve oşinografi (okyanus coğrafyası)üzerine almıştır. gitar, piyano ve klarnet çalabilmektedir.

bu yazının devamını oku… »

1 yıldız2 yıldız3 yıldız4 yıldız5 yıldız (2 oy verilmiş, ortalama: 5/5)
Loading ... Loading ...
Etiketler:

misal floydianlar vardır, radyokafalar falan, veyahut 30 yaşına gelip geçmiş olmasına rağmen hala sadece “metal” adı verilmiş bir müziği dinleyen, ama kral tv’de çalan oynak parçalardan hoşlandıklarını itiraf edemeyen dangalaklar. veya, henüz “bacak kadar velet” kıvamındayken büyüklerinden/çevresinden görüp de “abi ben 6 yaşımdan beri syd barrett’a baba diyorum” diyen parlak zeka örnekleri, diğer adıyla “yeni neslimiz”. patetiklikten öte bir kavram bu, çünkü fanatizm bu. müzikten aldıkları “zevki” fanatik oldukları için mi yoksa gerçekten hoşlandıkları için mi aldıklarını bilemez hale gelmiştir bu angutlar. sevdikleri grupları, figürleri, türleri arkalarına alıp geride kalanlara bok attıklarında git gide holiganlığa dönüşür bu fanatizm. o acaip sevdiğin gruplardan biri ülkene konsere geldiğinde meksika dalgası yapmaya kadar da gider. (ki geçtiğimiz günlerde ali sami yen’deki metallica konserinde binlerce insan meksika dalgası yaparak konser dinledi)

“müziği” mi yoksa “müziği yapan ismi mi-figürleri mi” sevdiğini bilemez halde olmayı önemsememek garip. gerçi, neden galatasarayı, fenerbahçeyi, beşiktaşı sevdiğimizi de bilemezsiniz değil mi? babanız/baba figürünüz bizle aynı takımı tuttuğu için olabilir mi sizce? anlamadığım bir konu var; ve o da şu: bir insanın müzik zevki ölene kadar nasıl değişmez? mümkün müdür bu? “ben 6 yaşımdan beri şu grubu dinliyorum” demek “benim zekam 6 yaşımdan beri zerre gelişmedi” demek değil midir bir yerde? büyüdükçe/yaşlandıkça değişmeyen tek şey inandığımız/bize öğretilen değerlerdir. mesela, “din” gibi, ki hani açık fikirli olduğunuz sürece onların da değişebilitesi vardır.

ben size söyleyim neden şu fanatiği olduğunuz grubu sevdiğinizi: zamanında yeni doğan bebeklerinin kulağına tuttuğu takımı fısıldayan babalar gibi, çok saygı duyduğunuz bi “yüce insan”, gölgelerin arkasından fırlayıp güneş gözlüklerini indirerek kulağınıza “her şey teknik, teknik teknik” demiştir. veya, küçükken ufacıkken bir film izlemiştir o minik gözleriniz, film o kadar etkilemiştir ki sizi, kendinizi karekterle özleşleştirmişsinizdir, bir de filmin sonunda çalan parça blonde redhead’e ait olmasın mı? olmadı mı? öyleyse tamamen bir “tip olma” ihtiyacı içinde olduğunuz tabir-i caiz ise aklınızın pelte gibi olduğu dönemlerinizde özendiğiniz abilerinizin/ablalarınızın “şucu, bucu, vesairci” insanlar olduğunu hatırlatayım. işte size müzik zevki! bu zevkin/tarzın dışına taşan her şeyden hazzetmeme etme sebebi.

tv’den bi şarkı duyunca, bir de hoşlarına gidince hemen mp3′ünü indiriverip grupla ilişiğini orada kesenlere saygı duyuyorum açıkcası. şarkıyı sevse de grubun bütün albümlerini, bütün b-side’larını, bütün single’larını, bugüne kadar çıkardıkları her şarkıyı, hatta stüdyoda şakalaşırken kaydettikleri osuruk sesini dinleme ihtiyacı hissetmediklerinden bu saygı. veya, devamlı “yeni grup arama” ihtiyacı içinde olanlar vardır hani, sürekli “yeni bir şeyler” dinleme ihtiyacı içinde olduklarından, bu güne kadar 12310923921 tane albüm dinlemiş olsalar da bir türlü yetinememeleri ne güzel aslında. açıkcası, fanatiklerden daha samimi buluyorum böylelerini ben, çünkü müziği “sevdikleri” için dinliyorlar, fanatik oldukları için değil. müziği yaşıyorlar. müziği tüketiyorlar.

“şimdi bu giriş niye?” diye soracaksınız. çünkü size “çöp grup” tanıtmak üzereyim, ve bu grubu neden seveceğinizi - sevmeyeceğinizi açıklama ihtiyacı içindeyim. yoksa pink floyd’a da, radiohead’e de, blonde redhead’e de saygım ve sevgim mevcut, yanlış anlaşılmasın.

bu yazının devamını oku… »

1 yıldız2 yıldız3 yıldız4 yıldız5 yıldız (6 oy verilmiş, ortalama: 5/5)
Loading ... Loading ...
Etiketler: , , ,