
merak etmeyin, müziği kategorize etmenin aslında ne kadar saçma olduğunun yeterince farkındayım. ancak siz bile, bir kitle tarafından post-rock adı verilmiş bir müzik-türü olduğu gerçeğini, bu düşünceye ne kadar “saçma” diyenlerden olsanız da, kabulleniyorsunuz, biliyorum. ben sanırım, müziği kategorize eden kitleye girebilirim. çünkü post-rock vakt-i zamanında bir hata yapıp başladığım bir uyuşturucudur sadece. belki de bu sebeple, kendimi junkie gibi hissetmemek için haftada belirli dozlarda almaya özen gösterdiğim bir uyuşturucudur. hayatımın tamamını kaplamaz, sadece ihtiyacım olduğunu hissettiğinde dinlerim. ve her ne kadar pazartesi akşamları sourberry‘de post-rock üzerine bir radyo programı yapıyor olsam da, post-rock üzerine duayen olduğumu söyleyemem. çünkü sadece ne bittiğinden haberdar olan bir müzik dinleyicisinden öte değilim, ne güzeldir, ne çirkindir, ne iyidir, ne kötüdür ayırt edebiliyorum, yani uyuşturucu iyi mi değil mi, söyleyebiliyorum, ama ötesi değil.
bu bilgimle bir post-rock grubuna inceleme yaparsam, yanlış benzetmeler yapabileceğimden, yanlış tespitler ile boğuşabileceğimden korktum hep. çünkü change of plans, kulağımla ilk buluştuğu andan itibaren “güzel ve iyi” olduklarının farkında olduğumdan mütevellit “inceleme yapsam mı, yapmasam mı?” diye diye yaklaşık 1 hafta düşündüğüm, “dream endless’ın limbo pillow‘ı gibi post-rock üzerine benden daha bilgili insanların blogları var iken, yazmak ne haddime?” dediğim bir grup oldu. çünkü, kendileri, ki isimlerini duyalı çok olmuyor aslında, kafabindünya, proudpilot, reverie falls on all ve benzerleri üzerine araştırma yaparken (uyuşturucu ararken) bulduğum gruplardan belki de en iyisi. saf esrar misali.

2004′ün yazında kuruldu change of plans, dediklerine göre, şehre uzak bir evde, istanbul’da. arda ertem, batu sayıcı ve ege kanar isimli üç insan tarafından. o dönemlerde hemen şarkı yazmaya başlayıp, yine 2004 senesinde “anybody is who” isimli ilk ep’lerini bir hışımla kaydetmişler. ep, “istekli” olsa da, tekrar eden melodilerden ve ne yaptığını bilmeyen bir perküsyondan öteye gidememiş 4 şarkıdan oluşuyor. biliyorum ki kendileri de gayet farkındadır bunun. özellikle ilk şarkı, igloo, ilk bir-iki dakikadan itibaren sadece “sıkmaya” başladı beni, ki this will destroy you’nun young mountain’ini, hiç sıkılmadan arka arkaya defalarca dinleyebilen bir insanım. problem bende değildi yani. ikinci şarkı maket gemi koyu ise ambient öğeleri ile bezeli bir şarkı, pek etkili olmasa da bir de nirvanası var hatta. ve bunlar aslında iyi. iki, ismiyle ironik olarak, diğer iki şarkının birleşimi gibi. son şarkı nazi song ise bir türlü vermesi istenen etkiyi verememiş bir şarkıdan başka bir forma bürünemiyor gözümde. yani, ep genel olarak naif, ama yetersiz.
2005′de berkan tunçludemir katılıyor gruba, ve bir sene sonra da ikinci ep’leri “nobody does anything anywhere” kaydediliyor. mogwai veyahut mono gibi artık “aşmış” gruplara ait favori şarkılarım arasında yer edinebilmiş olan ikinci şarkı conversationalist’i bulundurması nedeniyle bile benim için önemi büyük bu ep’nin. kayıtlardaki davullar hala baterist alkollüymüş gibi hissettirse de, enstrümental açıdan daha olmuş bir ep bu. sunsets look too much like photographs veyahut almost there’de sezebileceğiniz gibi müzik daha çok deneysel olmaya başlamış, dinlerken ne geleceğini sezemiyorsunuz. bugün bitsin’i bir türlü sevemesem de -neden bilmiyorum-, ep genel olarak gayet nezih, gayet hoş.

2006′da grup bazı “zorunlu mecburiyetlerden” dolayı (askerlik?) bir süreliğine ara vermiş ve 2008 yılında, hiç çekinmeden baş tacım yapabileceğim bir eser olan best mountain ile geri dönmüşler. artık “ne yaptıkları” konusunda bir fikirleri olduğunu fark ettirmişler her şarkıda, ep kesinlikle önceki yapıtlar gibi hiperaktif bir çocuğun dönem ödevine benzemiyor. düzelen perküsyon, daha daha daha güzel noise havası, hem naif, hem nezih müzik. aralara sıkıştırılmış kısa hikayeler, bir pozitif enerji, bir duygu yüklülüğü, tanrım, şahane! eğer ki bu yazıyı buraya kadar üşenmeden okuduysanız, en azından son ep olan best mountain’i dinlemezseniz, lütfen bir daha bu blog’a ayak basmayın.
saygılar, sevgiler. aşağıda linkler var efendim, oradan indirebilirsiniz.
şarkı listesi:
anybody is who ep (2004)
01. igloo
02. maket gemi koyu
03. iki
04. nazi song
nobody does anything anywhere ep (2006)
01. now you will never run out again
02. conversationalist
03. almost there
04. bugün bitsin
05. sunsets look too much like photographs
best mountain ep (2008)
01. orange
02. sing
03. how to be a saint
04. mighty pine tree
indir:
change of plans_anybody is who.zip
change of plans_nobody does anything anywhere.zip
change of plans_best mountain.zip
“Bizden Hiç Farklı Değil: Change of Plans” için 9 yorum girilmiş.
yorum bırakın
- son taçsız krallık:viva la vida or death and all his friends
- bana gülümsemenle vur: autolux - future perfect (2004)
- ah sen ne yaptın!
- Yer Altından Bel Altına: Cemiyette Pişiyorum
- tabi ki chanson française: keren ann
- deniz kenarı sıktı mı ne: blood red shoes - box of secrets (2008)
- aslinda pek cok konu var: yasemin mori
- Bizden Hiç Farklı Değil: Change of Plans
- ingiliz aksanı+çiçek+böcek+limon=kate nash
- Raks Etme Zamanıdır: Black Kids - Partie Traumatic (2008)
- Hüzün ile Melankoli Havada: Brett Anderson
- Kayıp Albümlerden: Japanese Whispers
- binboamania’08
- aklıselimselim (başlık bulamadım)
- neden?.. neden?..: No Age - Nouns (2008)
- son melodi hiç susmuyor, kal bu gece, yakıyor: mira - eve dönmeliyim
- Alex Turner’ın Yeni Arayışları: The Last Shadow Puppets
- Hava Olsun İsterken: Someone Still Loves You Boris Yeltsin
- ah şu gençlik: be your own pet
- Asla Sönmeyecek Bir Işık: The Smiths
- Issız, Kalıcı, Soğuk: Denali
- Karşınızda Andy Hull ve Dadaşlar Orkestrası: Manchester Orchestra - I’m Like a Virgin Losing a Child
- Dünyanın en güzel “gürültü”sü: Slowdive
- “Nereden Nereye” derler ya, ondan işte: Altered Images
- Sebepsiz ve Sonuçsuz Denek Hayatım
- aman tanrım eğleniyoruz biz: oi va voi
- Bitmedi Taşikardi: Sakin - Hayat
- uçuş dersleri: migala
- olm saçı da hallettik mi tamam: the cinematics
- küçük bir güncelleme öyleyse…
- Okuma Bayramı’nın Ardından: Tokyo Police Club - Elephant Shell
- Tanrının Boş Vakti: Goldfrapp
- Bir Avuç Velet: The Kooks - Konk
- anket ekledik!
- benim küçük siyah elbisem: fungu
- deha mı diyorduk?: yann tiersen
- aklıselim hakkında
- “Beklenmedik” Hayaletler: Nine Inch Nails - Ghosts I-IV
- kadın denen şey: pj harvey
- İçimiz hala aynı: Tegan and Sara - The Con
- kusursuz sevgi: Immaculate Machine’s Fables
- gece gece aklıma takılanlar: gecegece
- Vampire Weekend
- aklıselim




Guzel bir pas atmissin aslinda, bana da gogsumde yumusatip topu aglara atmak duser. Ama bunun yerine kavisli bir muz ortayla topu sana iade ediyorum, gol senin hakkin.
Simdi, oynatalim Ugurcum der isek, sıyle bir tablo var onumuzde; bir kere Change Of Plans’in <> bir muzik yaptigi konusunda hemfikiriz. Burada <> uzerinden felsefi bir tartismaya suruklenmemiz ihtimaline karsi, ne kastettigimi soyle aciklayabilirim; Change Of Plans, eli yuzu duzgun, bilincli adamlar tarafindan bilinclice yapilmis bir muzigi temsil ediyor. Lakin, kocaman bir lakin’imiz var. Ona gelecegim ama ilk once konturlari kalinlastirmak lazim.
Post-rock kavramiyla ilgili ciddi bir sikinti yasadigimiz dogru. Ben de yazdigim her yazida, yaptigim her kritikte buna deginmekten oylesine sikildim ki, artik kaniksanmis bir sorun haline geldi bu. Benim yazmami, uzerinde laklak etmemi gectim, bu muzigi icra edenler tarafindan bile kaniksanir hale geldi bu kavram karmasasi. Her seferinde ayni ornegi veriyorum ama, post-rock diyince 100 kisinin aklina ilk gelen isimlerden Mogwai bile bu kavrami reddediyor sert bir uslupla. Ustelik bu durumu kaniksadikca, kavram karmasasi daha da buyuyor. Yani, artik janr’lar otesi bir boyutta algiladigimiz bu kavram, bizi farkli ve beklenmedik yerlerden vurur hale geldi. Tavirsal bir algerotimanin, icra edilen muzikten daha onemli bir kistas oldugunu soylerken bunu kastetmiyorduk; su kertede Death Cab For Cutie’nin bile post-rock olarak tanimlanagelmesi vahim bir durum.
Bu algisal kabullenmenin yaninda muzikle ilintili bir nuvesi de var bu olayin ki, basit bir sablona oturtmak cok da zor degil. Yani ben artik “guzel grup”larin bile daha once 500 defa yapilmis bir seyi tekrarladigina sahit oluyorum; ilk aklima gelen This Is Your Captain Speaking mesela, hatta daha ileri gidip This Will Destroy You’nun s.t. albumunun bile bu kategoriye dahil oldugunu soyleyebiliriz. Yani abisinden gorduklerinin benzerini calan ve resit olmamis elemanlardan kurulu For A Minor Reflection’in ne kadar “derin” oldugunu soyleyebiliriz ki, nedir bu derinlik kistasi yahut. Olaya bir yas/yasanmislik perspektifinden baktigim sanilmasin, ama drone’u cinlayan bir gitarda bos akor basmak, sakin sakin ride giden davula bass’la eslik etmek ve arada bir sablonlasmis kresendolar patlatmak bana cok orijinal gelmiyor artik. Bunu Bark Psychosis 15 sene once yapti, Do Make Say Think yapti. Noldu, Sigur Rós civik bir vokal koydu, Mogwai efektler ekledi, Explosions In The Sky daha guclu bir kimlik kazandirdi, Efterklang elektronige buladi, GSY!BE desen butun kaliplari paramparca etti ama yaylilarin gucunu gosterdi, bunlar gibi onlarca alt baslik sunulabilir. Simdi onemli olan su, 15 sene once Bark Psychosis bunu yaparken, olmayani oldurdugu icin one cikti ve kabul gordu. Ayni sekilde bunu punk kavramiyla da degerlendirebiliriz, New York Dolls’un 40 sene evvel yaptigi seyin aynisi su an hic kimsede bir kipirti uyandirmaz. Ayni sekilde eli yuzu duzgun olsa da, bir kipirti uyandirmayabiliyor bende bu “sablona birebir uyum”.
Iste, Change Of Plans’in lakin’i de tam burada yatiyor. Maalesef bu tip elestirileri cok kolay kabul edemeyen bir yapisi var etken tarafin, bu cok da normal. Yani yuzyuze baktigin, ayni ortamlarda oldugun insanlara bu tip elestiriler yoneltilince yuzler asiliyor, kalpler kiriliyor ama gercekle de yuzlesmek gerekiyor. Birincisi artik bu “bizim ulkemizden cikiyor, o yuzden takdire sayan” fikrini yikmali, bir haftadir Limbo Pillow’da Brezilya’dan, Endonezya’dan cikan gruplari tanittim, korkunc derecede bir ayriksilik hakim muziklerine, market raflarina koyabilecegin turden degil, demem o ki, isteyince yapilabiliyor. Bundan daha da onemlisi, Explosions In The Sky’in yaptigi muzigi GSY!BE’nin gorselleriyle birlestirmek benim icimde bir sey uyandirmiyor, Cem Yilmaz’in “burada yapilmisi var” esprisini hatirlatan bir durum uyandiriyor sadece.
Evet, Change Of Plans “bir post-rock grubu” ve sorunu bundan ve sadece bundan kaynaklaniyor. Post-rock sablonuna uymak ve boyayi kenarlardan tasirmamak icin ugrasiyor gibiler, sonuc olarak ortaya cikan sey daha once konturlari olan ama artik renklendirilmis bir sey. Bana da, “var olan”in farkli sekilde anlamlandirilmasi, farkli sekilde tanimlanmasi, farkli bir yapiya ulastirilmasi cazip geliyor, renginin degistirilerek yeniden sunulmasi degil.
Ukalalik niyetine soylemiyorum kesinlikle ama post-rock tanimi Sigur Rós ve EITS ile sinirli olan bir dinleyici kitlesi icin heyecan verici bir muzik yapiyor olabilir Change Of Plans, ama o kadar cok benzeri var ki, maalesef sadece siradan olabiliyorlar, isin kotusu bu siradanligi Turklukleri uzerinden degerlendirerek tolere edebiliyor olmamiz.
Sahsen ben, muzik marketlerde POST-ROCK REYONU’nda rahatca bulabilecegin turden muzikleri dinlemekten sikildim. Sevsem de sikildim, cunku bu hep ayni doz uyusturucuyu almak gibi oluyor. Madem ki bu yola girdik, madem ki sinir uclarimizda farkli kimyasallar var, madem ki balmumundan kanatlarimizla ucmaya karar verdik ve madem ki o kanatlar eriyor, cikabilecegimiz kadar yukari cikmakta fayda var.
Yine tekrarliyorum, bu yorum bir “Change Of Plans kotu gruptur” yorumu degil. Bu yorum, Change Of Plans ya yolunu ya vasitasini degistirmelidir, yorumu olabilir olsa olsa. Ve elbette bu kadar Suleyman Demirel jargonuna goz kirpan -melidir/-malidir diyalektiginin yaninda, bu goruslerin salt bana ait oldugunu da not dusmem lazim. En nihayetinde ben de kanaat onderi degilim, kaldi ki kavram oylesine ikircikli, oylesine karisik ki, bu payeye haiz olmak imkansiza yakin.
Evet, top sende.
ah, haber bile verememiştim sana pas atarken, okuyacağını tahmin dahi etmiyordum, hatta bu cevap gecikti diye üzüldüm şimdi, kusuruma bakma, evde değildim birkaç gündür.
aynen, aynen senin demeye çalıştığın yere getirmeye çalıştım konuyu aslında. change of plans, bir “post-rock” grubu, ve benim için -benim gibiler için- hep -henüz- öyle olacaklar, çünkü ben sadece toy bi bağımlyım ve adamlar nabzıma göre şerbet veriyorlar. dediğin gibi, bunlar eli yüzü düzgün, bilinçli adamlar bunlar ve bilinçlice yapılmış bir müziği temsil ediyorlar. ama elimizde “yeni” hiçbir şey yok.
türklükleri üzerinden tolere etmek konusu tam burada bağırıyor aslında. tabiri caiz ise “türk piyasası”nda bir çok boşluk var. şu an “farklı” bir şeyler yaparak ortaya çıkan her grup, bu boşluklardan birinde rahatça yerini sabitleyebilir, sağlamlaştırabilir, ve yıllar geçse dahi onlara saygı duyulur.
sadece change of plans değil, bu yüzden türkiye sınırları içinde adını duyurabilmiş çok az grup yurtdışında “tanınabiliyor”. insanımız müziğe aç olduğu için hiç çekinmeden change of plans’i bağrına basacaktır, aynen benim yaptığım gibi, sadece senin gibi “yeteri kadar” duymuş kitle, eliyle itip “yeni materyal” isteyecektir onlardan.
emin ol, ben de “bu” müziğin çember çizdiğinin farkındayım, 3-5 grup dinleyip de “daha fazlası”na ihtiyaç duymuş, kulak vermiş her insan bunun farkına varabilir. biliyorum ki bir yerden sonra ben de aynen senin gibi sıkılırdım. hatta, belki hatırlarsın, bundan 1-2 sene önce dinlediklerim ile şu an dinlediklerim aynı değil, çünkü çok deştim punk, post-hardcore ve türevlerini. her geçen gün yeni bir şeyler duymaya çalıştım ama bana tek getirisi bir süre sonra sadece vızıltı duymaya başlamam oldu. bu yüzden taze kan aramaya başladım, bu yüzden müzik zevkim her geçen gün kaymaya başladı. ki bu bloga bile, daha önce yapılmış bir müziği alıp aynen icra etmiş, “şablon”un dışına taşmamış grupları yazmamaya özen gösteriyorum, taze kan arayışımda bulduğum ve hoşuma giden gruplar üzerine yazıyorum sadece. belki de bu yüzden bu “blog” belirli bir tür üzerine ordan burdan okudukları haberleri lise ingilizcesiyle çevirmeye çalışan elemanlarla dolu değil, bu yüzden dinlediği müziğe saygısı olan, müziği yaşayarak dinleyen ve dinlediklerini seven insanlar yazıyor buraya, çünkü bir “amaç” veyahut bir “tür” belirleseydim ve bu amaç üzerine şekillendirseydim burayı, asla samimi olmayacaktı.
velhasıl, change of plans, aynen dediğin gibi, zaten bilinen bir şeyi icra etmekten öteye gidemeyen bir grup, velakin benim gibiler için biçilmiş kaftan bir müzik icra ediyorlar. aklıselim’e giren insanların zaten bildiklerini okuyup “hmm, doğru” demelerini istemiyorum, amaçlamıyorum, sadece “yeni bir şeyler” keşfetmelerini istiyorum.
ve change of plans, bu “yeni bir şeyler” arayan insanların “post-rock” ile tanışmalarına ön ayak olacak ise, emin ol mutlu olurum.
bu yüzden, change of plans’e kötü diyip yerin dibine sokmak yerine, “iyi, güzel” diyip okurlarımın gözüne sokarak tanınmalarına, “keşfedilmelerine” bir nebze de olsa yardım edeceğim, çünkü biz müziğe açız ve change of plans bize yetmeyecek, emin ol tadını aldıktan sonra bağımlı olup daha fazlasını arayacağız.
ve ah, ukalalik demişsin, cidden rahatsız etti beni bunu demen. bunu diyebilmen cidden bana ve bloga karşı yapılmış büyük bir mütevazılık, emin ol bugüne kadar yazdığın her yazıya saygı duydum ve bu böyle devam edecek :)
post-rock denen naneye ve bunu icra eden insanlar hakkında iki kelam ederken asıl şablonlardan kaçınmak gerektiği kanısındayım.. ben de bir post-rock dinleyicisi ve hatta yapıcısıyım, ve change of plans hakkında düşüncelerim ise şunlar: adamları resmen kıskanıyorum, çok da güzel şarkı yazıyorlar. bir şekilde bir avukatlık veya bir savunma pozu adına söylemiyorum bunları.. ben sanmıyorum ki change of plans bir şarkı yaptıktan sonra “üff tam mogwai oldu süper oldu” diye düşünüyordur. burda eleştirinin dozunu iyi ayarlamak gerek. bahsettiğimiz müzik türü çok manyak revaçta ve maddi/manevi getirisi bol bir müzik değil. hatta ve hatta türkiye’de icra etmek için yüzleşilen 1001 zorluk sayesinde bariz icracının moralini de bozan bir müzik. duymayı sevdiği bir sesin estetiğini tahlil edip, bu estetiğe kendi ufak dokunuşlarını yapıp kendince kendine has güzel başka sesler üretmek hiç de anormal bir durum değil. burda konuşulan şey müzikten öte, bir şekilde kendini ifade etme biçimi. kendini bir anlamda anlatma çabası. bu noktada olaya “drone, ride ağırlıklı davul ve kreşendo” şeklinde basite indirgenmiş bir etiket yapıştırmak, distorsyonlu gitar duyduğunda “aha metalika” diyen minibüsçü yaklaşımından biraz daha terbiyeli geliyor sadece bana. olayın türkiye’den çıkması sonucu “aferin”li tolerasyonlar ise apayrı bir boyut. bu laflardan sadece yazanlar sorumlu. türkiye’den böyle bir işin çıkmasının takdir edilmesinin gerek evet, ama şu yüzden: birkaç kişinin bu ufak, az gelişmiş ve önyargının artık refleks olduğu türkiye’de bir avuç ilgili insana bu sesleri ulaştırmak için bıkmadan usanmadan çabalaması.
ayrıca safi hissiyat üzerine kurulu ve kendince birşeyleri başarılı/başarısız bir şekilde anlatmaktan başka derdi olmayan bir bir grubun da -mogwai de olsun, uganda’daki mahalle post-rock grubu da olsun- bir şekilde “hiperaktif bir dönem ödevi” veyahut “ya yolunu ya vasıtasını değiştirmeli” gibi yorumlarla bezenmesi gerçekten üzücü ve talihsiz geliyor bana. dilin kemiği yokki tutasın tabi ama ben açıkcası kimsede change of plans’in müziğini “yukarıdaki sözlerle” eleştirebilecek, hatta kendince tavsiye verebilecek otorite/yetki görmüyorum.
ben de bu konuda bir otorite değilim, zaten onları bu şekilde yargılamak gibi bir hataya da düşmüyorum. hatta post-rock dinleyicisiyim dedim ama, “standart” bildiğimiz post-rock dinleyicisi gibi, %85′inin kayıt kalitesi change of plans ep’si kadar bile olamayan ama dünyayı gezebilen, singapur’dan chicago’ya kadar uzanan 250 çeşit postrock grubu da dinlemiyorum. ben iki grubu teraziye koyup hangisi daha ağır diye de bakamıyorum. ben sadece kim olursa olsun ortaya konan ürüne, en azından emeğine ve söylemeye çalıştıklarına saygı duyuyorum. kimseyi eleştirecek egoyu da kendimde bulamıyorum.
bu mesajda derdim kimseye laf yetiştirmek veya birilerini savunmak değildi. ama gelin görünki güzelim ülkemizde bir takım sıradışı seslere kulak/gönül veren bir nebze sıradışı insanlar bile sanat adına ortaya konan bir ürüne böyle laflar geçiriyorken, zaten ciddi ciddi kafaya koyduğum avrupa’ya taşınma fikrim gücüne güç katıyor. bilmeyenler varsa söyleyeyi, emin olun orda insanlar hiçbirşeye böyle yaklaşmıyor. ondan onlar “orda” da biz “burda”yız zaten.
yukarıda zaten bahsediğildiği için “türklük üzerinden tolere etmek/türkiye’de müzik yapmanın zorluğu” gibi konular üzerine bir ekleme yapmak istemiyorum. evet zor, çünkü bilinçli insan yok, türkiye sınırları içinde post-rock’ın varlığından haberdar insan sayısı az. velakin, post-rock “kitle” yaratacak kadar mainstream bir müzik değil, tamamen zevk meselesi, bu yüzden bir post-rock grubu, eğer ki “takdir edilmek” ihtiyacı içinde ise, sadece türkiye sınırları içindeki insanları hedeflememelidir -ki change of plans böyle bir çaba içinde değil- olmadı, müziğine insanların hoşuna gidecek şekilde yön vermelidir/özgün olmalıdır -böyle bir çaba içinde olmadıkları da bariz-. eğer ki bana türkiye’de bu müziği yapmanın zorluğundan dem vurup “change of plans”i eleştirmemeli, desteklemeliyiz diyorsanız, bu düşünceye verilebilecek en iyi cevapların zaten yukarıda söylendiğini yinelerim. tekrar okuyabilirsiniz.
ha, şu var ki, ne ben, ne başkası burada “change of plans taklitçidir” gibi bir cümle kurmuyor, kurmadı, kurmaz. esinlenmeleriyle bi alıp veremediğimiz de yok aslına bakarsanız, hani “acaba?” dedim, tekrar okudum yorumları/yazının aslını ve hiçbir şekilde “esinlenmelerine” dair yazılmış bir yerme görmedim. ki olsaydı, kendime kızardım, “bunu ben mi yazdım yahu?” derdim ki ben de yıllardır müzikle uğraşan bir insanım, buna “yanlış” demenin ne kadar büyük bir kerizlik olacağının farkında olan bir insanım. neyse, sayenizde yeniden okumuş oldum, sindirdim. aslında sizin de bir hışımla yorum yazmak yerine bunu yapmanız gerekiyordu, bilinçli dinleyici maskesi altında taraftar profili çizmek, avukat değilim diyip ayar verircesine entry girmek (pardon, yorum yazmak?) hep yersiz, bunlara hiç lüzum yok. en nihayetinde burası kendi halinde bir “blog”, birkaç kişiye ve onların kendi düşüncelerine ait bir web sitesi, ve ne ben ne başkası yazdıklarımız üzerine “otorite” olduklarını iddia eden kişiler değil, biz sadece dinleyiciyiz -aynen sizin dediğiniz gibi-, zaman zaman düşünüyoruz, düşündüklerimizi dilimiz elverdiğince ifade ediyoruz. bu.
konunun müzik kısmına gelecek olur isem, kullanmaktan kaçınmadığınızı gördüğüm “post-rock” ismi/türü bile bu “tür”ün bir “şablon”dan ibaret olduğunun (olabileceğinin/şablon formuna sokulduğunun) kanıtı iken, şablonu yok saymak, yani sizin teriminizle “kaçınmak”, aslına bakarsanız hafiften “ironik” olur. ancak “şablon” kavramı başlı başına bir “hata”dır ki biz zaten grubun “şablon tanımaması” gerektiğini, böylece kendilerini daha iyi ifade edebileceklerini/eğer ki kitlelere ulaşamıyorlarsa sebebinin bu olduğunu söyledik yukarıda. siz de bunu yüzümüze vurdunuz, “dilin kemiği yok” dediniz, anlamıyorum ki bunun sebebi nedir? niyedir? en basitinden “hiperaktif bir çocuğun dönem ödevi” bir hakaret değil, bir metafordur. benim yaptığım eleştiri (hani eleştiri denir mi onu da bilmiyorum ya) yıkıcı değil, yapıcıdır. bir grubun kalitesini albümlerindeki kayıt kalitesi ile eşdeğer tutacak kadar materyalist değildir. en fazla “etken” der, geçer.
“ait olamama hissi” ve memnuniyetsizlik internetin etkisiyle iyice sıklaşmaya başladı aslında… avrupa’ya yolunuz açık olsun efendim, ne diyelim.
anliyorum ki, sahsimin yapmis oldugu “sablon” tanimlari farkli acilimlara sebep olmus ya da change of plans’i degerlendirirken turk olmalarini pozitif hanesine ekleyebilecegimiz bir kistas olarak gormeyi elestirmem yine “avrupa’da boyle degil” yorumlarinin miknatisi haline gelmis. benim icin sasirtici bir gelisme degil; 10 yila yakin zamandir turkiyedeki punk, metal, su/bu muzik sahnesinin icinde olan ve bu tip tartismalara haddinden fazla sahit olmus biri olarak boylesine bir kontratagin gelecegini gormek, ilerigorusluluk olmuyor benim nezdimde. ama en ufak negatif tepkiyi de siyah/beyaz skalasinda degerlendirip ona gore bir durus alma aliskanligini bir turlu kabul edemiyorum, insanlarin bu konudaki tutumu beni sasirtmaya devam edecek. kaldi ki, “Change Of Plans’in , eli yuzu duzgun, bilincli adamlar tarafindan bilinclice yapilmis bir muzigi temsil ettigi” yorumu okunacak olursa, salt iyi ya da salt kotu olarak degerlendirildigi vakit; burada yapilan yorumlarin, terazinin iyi kefesine yaklastigi da ayin ondordu gibi ortaya cikacaktir.
evvela sunu soralim; ““üff tam mogwai oldu süper oldu”” ifadesi neye musteniddir? yazi yahut yorumlar dahilinde bu tip bir elestiri mevcut mudur? yok eger mevcut degilse bu argumanin cikis noktasi kimin rektumudur? ayni sekilde, ““drone, ride ağırlıklı davul ve kreşendo” şeklinde basite indirgenmiş bir etiket yapıştırmak” bizatihi post-rock denegelen janrin tanimlayici bir ogesi degil midir? “aha metallica” demesek de, mesela muzik icine alto bir saksofon entegre olsa “aha jazzy” diyebilmemize olanak saglayacak bir -etiket degil!- tanim araligi degil midir? peki, minibusculuk bunun neresinde? yoksa boylesine mesnedsiz iddialar ureten ve bu iddialarla nereye saldirdigi bile belli olmayacak sekilde “onumuze gelene yuz tekmik” oynayanda mi?
retorik sorulari bir kenara birakirsak, sizin muhteviyatinizda coreklenmis kiskancligin aksine herhangi bir olumlu/olumsuz durtu icinde olmadan change of plans’e yonelik iyidir/kotudur gibisinden bir anket duzenlenmis degil buradaki sayisiz satir icinde. keza tartismalar bununla sinirli degildir, olmamalidir. bu bana hep ayni reklami hatirlatagelmekte; bir tartisma programinda a kisisi araba icin “iyi araba” der, b kisisi “kotu araba” der, programin sunucusu da “programimiz burada son bulmustur” diyerek reklamin diyalektik altmetnini uygun kulaklara fisildar: maddesel yahut dusunsel boyutta olan her sey ikiliklidir ve iyi ya da kotu olarak degerlendirilemeyecek kadar genis bir dizi deger ihtiva edebilmektedir.
peki tartisma nedir? tartisma; change of plans’in “iyi” bir muzik yapmasina ragmen, aslinda kumdaki ayak izlerini takip etmesinden kaynaklaniyor olmasindan kaynaklanan bir elestiridir. bu kimi icin yeterli olabilir ama kimi icin de olmayabilir, kisi farkli seylerin arayisinda olabilir ve overdrive’i tavan yapmis bir gitara eslik eden sakin bir davulun ara ara patlamasiyla olusan kresendo sablonuna “post-rock” degil, “alisilageldik bir muzik cercevesi” demeyi tercih edebilir. oyle ya, post-rock adi verilmis olan janr, uzerinde bir konsensusa varilmis bir muzikal butunden cok, tavirsal bir algoritmayla isleyegeldiginden, “ben post-rock yapiyorum” diyen her grubun “post-rock” janrina dahil edilmesi artik normal bir durum haline gelmis bulunmakta. bunun icin de belli yollari takip eden gruplar var ki, bunlarin arasinda cok ama cok “iyi” gruplarin da bulundugunu daha once de belirtmis idim. sadece bunlari estet bir bakis acisindan cok, verilen haz ve heyecan hissiyle degerlendirmek ve bu bakis acisini kullanarak bir yorumda bulunmus olmak nasil bir “emege saygisizlik” yahut “elestiri ego”su yanilsamasi olusturuyor, bunu da on yillarca dusunsem cozemem sanirim.
avrupa’da insanlarin nasil elestiriler yaptigi yonundeki yorumunuzu da not ettim. bundan sonra dinledigim her sey icin “harika, super, emeklerine korkunc saygi duyuyorum” demeyi bir gorev olarak kabul edecegim. siz de o sirada bol bol review okuyun derim, hem daha guclu argumanlara sahip olursunuz, hem de avrupa’da o hic bir sey yapmiyor dediginiz insanlarin en ufak hususta dahi ne buyuk elestiriler getirdigine sahit olursunuz. bir de bir ara dandadadan yahut dinar bandosu gibi, sablonlarin disina cikarak ve alamet-i mumeyyizelerini on plana koyarak muzik yapan gruplar hakkinda fikir teatisinde bulunmayi arzu edecek olursaniz, onun da tartismasini seve seve yapariz.
Change of Plans’in ilk demosu cok klastir. Bu bahsedilen “zaten aynisini explosions, mogwai yapiyor” muhabbetinden baska bir demodur. Begenilmeyen Nazi Song “bayik post rock” sarkilarinin otesindedir. 2. ve son olarak 3.demolarinda ise ozellikle 3.demolarinda davulu artik eskisi kadar pek duymamamiz “bayik post rock gruplarina benzeme” yolunda bir gidistir. Adamlarin davulculari gercekten cok iyi. 2 gitarli bir basli davullu kanli canli muzik yapmak yerine isin icine cok fazla efekt girmesi, ses muhendisligine girisme kuskusuz adamlari mutlu ediyordur ama ilk demoyu begenenleri o kadar mutlu etmiyordur. —ep kesinlikle önceki yapıtlar gibi hiperaktif bir çocuğun dönem ödevine benzemiyor.— denilmis. Bazen o orta yasli elit sinif peyote bant muzigi yapmak yerine hiperaktif bir cocuk donem odevi gibi muzik yapmak daha lezzetlidir. Bu kadar steril olmayin.
Kopya, taklit muhabbetine gelince… Cok bos. Kim ne yaparsa yapsin. Zorla kimse dinlemiyor ya.
cok laf var/mi?. herkes yapsin bisiler kararinda. kararimizi da anlayacagiz yakinda. muzik duygu dusunce karma elektroniks - medium is the message. this rectengular box is all i have. change of plans in de imkanlari cok fazla degil. dusunceleri kit ve korkaklar. kendi fikirleri muzik olup akinca anlasiliyor ki bu fikirler varmis hepsi de ayniymis. bunu tecrube ediyor olmalari en parlak fikirleridir heralde:)
bir kere istanbullular. ne kadar da kolay. bu dikdortgene yazi yazmak … bye
“post rock” şablonunu çalan kişiler genişletmez bence.genişletemez de zaten.yani eğer ortada bir post rock tanımı varsa; ne olabilir bu?atıyorum çift gitar bir davul bir bass ve biraz efektten oluşmuş dingin,ara sıra kopan,kopunca distortion vuran gitarlardan örülü bir tür olsun post rock.biz bu tanıma uygun yüzlere grup sayabiliriz.sonra bu gruplara post rock yapıyor deriz,sonra bu grupları birbirine benzetiriz.evet,yukarıdan bakınca olay tamamiyle budur.
fakat anlamadığım bir nokta var,gruplar üzerlerine şablon konunca mı sınırlanıyorlar?yani bir grup biz “post rock” yapıyoruz deyince bizim kafamızdaki imajı sadece post rock mı oluyor?ya da “kumdaki ayak izlerini takip etmek” sözünü dikkate aldığımızda,cop hangi kıstasa göre kumdaki ayak izlerini takip ediyor,ya da cop neye göre post rock sınırlarını aşmak istemiyor.bence eleştirinin devamını bu yönde yapmalıydınız.
şunu çok rahat anlayabilirim; change of plans,çok klasik gitar riffleri kullanıyor.change of plans,çok basit davul partisyonları içerisinde boğulmuş vaziyette.change of plans,gitara bağlı bassla gidiyor ve hiçbir müzikal çeşitlilik sağlamıyor.
change of plans neden diğerlerini takip ediyor?
bana göre bir grubu etiketlemek ya da etiketlememekten ziyade,o gruba verilen anlam tamamen dinleyiciyle alakalı birşeydir.ve post rock - ya da siz hangi etiketi yapıştırıyorsanız- veya deneysel müzik,büyük ölçüde dinleyicinin emek harcamasını ister.gruplar,bence bu ölçüde özgünleşir,bu ölçüde diğerlerinden ayrılır.yani mesele teknik olarak eleştirmekten çok,hissedilenle bağlantılı olarak birbirine benzeyen onlarca grubu birbirine benzetmemektir.yine aynı şekilde change of plans’ten haz alan kitlenin sadece eits sigur ros ya da mogwai dinliyor olmasını düşünmek de bu ölçüde komik geldi.
change of plans’i “anybody is who” dan beri dinliyorum.ilk dinlediğimde bendeki “yerli grup birşey yapamaz” önyargısıyla pek bir yoğunlaşamadan eridi gitti cop.sonra yeniden karşıma çıktı,yeniden,yeniden.o dönemlerde kendimce “çok teknik bu adamlar,aynı nokta noktaya benziyor.ne güzel” falan dediğimde olmuştur.
daha sonra artan demolarla change of plans ayrı bir boyut kazandı benim gözümde.
peki change of plans neden benim gözümde diğerlerine benzemeyen,özgün bir grup?
çünkü ben “orange” ı dinlerken,hiç hissetmediğim kadar raat hissediyorum kendimi.diğerlerinde hissettiğimin dışında birşey bu.gözlerini kapayınca,sarılarla dolu bir oda gibi.denize sırtüstü uzanmanın verdiği rahatlık gibi.sonra o rahatlığın ardındaki tedirginliği hissettim ben.
ya da hiçbirşeyden korkmadım,”conversationalist”ten korktuğum kadar.isteyerek “yanlışlıkla” dinleyişlerimin ardından “yandık yine” deyişimi…
“nazi song”daki kuşatılma hissini.iliğine kadar donma isteiğini.
ve emin olun ki ben de mogwai,eits,sigur ros üçgeninde dönen bir dinleyici değilim.ki durum bunu gösterse de,hissedilenlerin pek de değişeceğini zannetmiyorum.çünkü benim için “cop bir çıta hissettirdi,ama mogwai o bir çıtanın üstüne iki çıta daha koydu.ama eits beş çıta birden koydu” gibi bir durum yok.farklı tatlar,beynimi yoran melodiler falan işte.sanırım iş birazcık bizde bitiyor.
çok kibar konuştuğumu söyleyemeyeceğim, kafamdaki fikri en direk ve açık şekilde, kenar süsü olmadan söylüyorum. ve bu bir şekilde saldırı olarak algılanıyor, varsın olsun, önemli değil de, saldırı zannedilince hemen savunma da geliyor. yukardaki baran’ı tanımam etmem ama ne güzel anlatmış demek istediğimi kibarca. olay müzik ve dinleyici arasında kişisel bir ilişkidir, sizin yaptığınızı ben “ayşe ile mehmet’in ilişkisinde bence birşeyler değişmeli, mehmet ayşe’ye çiçek alabilir, ayşe’de yemek yapabilir” demek gibi görüyorum, işte o “eleştirmemek gerek” anafikri bundan geliyor, mahremiyetten. yazının belli kısımlarında söylenmiş birkaç papatyalı sözü de “bakın biz sırf laf geçirmiyoruz iyisiyle kötüsüyle objektif tartıyoruz” şeklinde lanse etmek de kar etmiyor, diyorum ya, müzik ve dinleyicinin arasındaki kişisel ilişkiye dil uzatmak yanlış, tutup “ayşeyle mehmet’in ilişkisi süper, çok iyi bence” falan demek bile yanlış yani bırakın eleştirmeyi..