
No Age’den haberdar iseniz, the smell’den az çok haberiniz vardır, veya en azından adını duymuşsunuzdur. Yine de, hiçbir şeyden haberi olmayan bir okuyucu kitlesine sahip olduğumu düşündüğümden, albüm incelemesi yapmadan önce, the smell‘in ne olduğundan az çok bahsedeyim. ha derseniz “zaten biliyoruz, sen de bizi iyice aptal ettin” o zaman önünüzdeki paragrafı atlayın bir zahmet.
the smell, henüz “the next big thing” arayan müzik şirketlerinin hedefi haline gelmeden önce, artık “punk müzik” ile özdeşleşmiş diyebileceğimiz california’nın ortasında, los angeles ismiyle anılan sığır çiftliğinin şehir merkezinde, 1998 yılından beri var olan bir konser mekanı ve sanat galerisi. açıldığından beri “yeraltı” sıfatını üstünden atamamış, genel olarak “avant-garde” olarak nitelendirebileceğimiz müzik türlerini icra eden grupların yuvası olmuş, yaş sınırı olmadan, bütün konserleri 5$ gibi bir ücrete izleyebileceğiniz, nezih bir tükkan.
no age, 2005 yılında kurulduğundan 2007 yılında the smell’in adını duyurmasıyla sub pop tarafından keşfedilene kadar bu mekanın ana grubuydu.
2008 yılında çıkarttıkları albümleri nouns ile pitchfork media ve türevleri tarafından “deneysel” denerek gözümüze gözümüze sokulsa da, grubun ilk senelerinde çevredeki indie label’lardan çıkarttıkları, sonic youth’un ilk senelerini andıran, my bloody valentine soslu, güzel mi güzel, delici mi delici plaklarındaki o saf, o masum “noise rock” havasından uzaklaşmış bir şey bu grup, bu albüm.

geçtiğimiz mayıs ayında çıkan nouns, ilk şarkı miner ile “ohannes, işte budur” düşüncelerine sürüklerken bizi, ikinci şarkıdan itibaren kafamda fıldır fıldır dönen düşünceleri “uçaktan paraşütsüz atlamanın verdiği karşı konulmaz zevk” metaforu ile aktarmak istiyorum. nihayetinde, en sonunda ölüyorsunuz.
hepsi birbirinin aynısı olan salak saçma kalifornia punk gruplarından, seattle’ın gülü nirvana’nın grunge hallerine, akustik gitar ile “noluyo lan” dedirten deneysel çalışmalara, nouns, gerçekten beklediğimden çok farklı bir albüm. beklediğimden çok yanlış bir albüm.
ancaaaaaaaaaaak, albümdeki her şarkı ağzımda tattığım için gayet memnun olduğum bir tat bıraktı, gayet eğlenceli, gayet dinlenebilir, gayet garip bir albüm olmuş, pek beğendim şahsen. yine de, buruk bir haletiruhiye içindeyim, eğer ki warner bros’un köpeği olmuş olan sub pop’dan, kesinlikle mainstream indie dinleyicisine hitap etmeyen bir “no age” albümü çıksaydı, cesaretlerinden dolayı ölene kadar saygı duyabilirdim kendilerine. şimdi ise, biliyorum ki, bir süre sonra sıkılıp pabucunu dama atacağım bir albüm dinliyorum sadece.
şarkı listesi:
1. “Miner” - 1:50
2. “Eraser” - 2:41
3. “Teen Creeps” - 3:25
4. “Things I Did When I Was Dead” - 2:27
5. “Cappo” - 2:42
6. “Keechie” - 3:27
7. “Sleeper Hold” - 2:26
8. “Errand Boy” - 2:41
9. “Here Should Be My Home” - 2:03
10. “Impossible Bouquet” - 2:09
11. “Ripped Knees” - 2:53
12. “Brain Burner” - 1:51
yorum bırakın
- Yer Altından Bel Altına: Cemiyette Pişiyorum
- tabi ki chanson française: keren ann
- deniz kenarı sıktı mı ne: blood red shoes - box of secrets (2008)
- aslinda pek cok konu var: yasemin mori
- Bizden Hiç Farklı Değil: Change of Plans
- ingiliz aksanı+çiçek+böcek+limon=kate nash
- Raks Etme Zamanıdır: Black Kids - Partie Traumatic (2008)
- Hüzün ile Melankoli Havada: Brett Anderson
- Kayıp Albümlerden: Japanese Whispers
- binboamania’08
- aklıselimselim (başlık bulamadım)
- neden?.. neden?..: No Age - Nouns (2008)
- son melodi hiç susmuyor, kal bu gece, yakıyor: mira - eve dönmeliyim
- Alex Turner’ın Yeni Arayışları: The Last Shadow Puppets
- Hava Olsun İsterken: Someone Still Loves You Boris Yeltsin
- ah şu gençlik: be your own pet
- Asla Sönmeyecek Bir Işık: The Smiths
- Issız, Kalıcı, Soğuk: Denali
- Karşınızda Andy Hull ve Dadaşlar Orkestrası: Manchester Orchestra - I’m Like a Virgin Losing a Child
- Dünyanın en güzel “gürültü”sü: Slowdive
- “Nereden Nereye” derler ya, ondan işte: Altered Images
- Sebepsiz ve Sonuçsuz Denek Hayatım
- aman tanrım eğleniyoruz biz: oi va voi
- Bitmedi Taşikardi: Sakin - Hayat
- uçuş dersleri: migala
- olm saçı da hallettik mi tamam: the cinematics
- küçük bir güncelleme öyleyse…
- Okuma Bayramı’nın Ardından: Tokyo Police Club - Elephant Shell
- Tanrının Boş Vakti: Goldfrapp
- Bir Avuç Velet: The Kooks - Konk
- anket ekledik!
- benim küçük siyah elbisem: fungu
- deha mı diyorduk?: yann tiersen
- aklıselim hakkında
- “Beklenmedik” Hayaletler: Nine Inch Nails - Ghosts I-IV
- kadın denen şey: pj harvey
- İçimiz hala aynı: Tegan and Sara - The Con
- kusursuz sevgi: Immaculate Machine’s Fables
- gece gece aklıma takılanlar: gecegece
- Vampire Weekend
- aklıselim


