
geçenlerde, kendisinin şehir dışında olmasından mütevellit, bir arkadaş için bir dergi arıyordum. hatta günlerdir arıyoruz. neyse, işte yine dergi aradığım günlerden birinde, tam içinde bulunduğum ve günaşırı “karakalem geldi mi acbağ?” diye sormaktan sıkıldığım kitapçıyı terk edecektim ki, geçen gün o bahsi geçen arkadaş ile yine aynı kitapçıda dergi sorma vesilesi ile bulunurken gözüme ilişmiş olan nick cave’in “dig, lazarus, dig” albümünü hala almadığımı fark ettim. mağazanın cd/film vesair satan bölümüne doğru ilerlemeye başladım. karşı raftan bana cıstak cıstak göz kırpan kırmızı makyajlı nick cave’e tam el atacakken, bir albüm ilişti gözüme uzaklardan. ama gel beni al dercesine fısıldıyordu sanki bana. hatta, bu bir retro romantik komedi senaryosu olsaydı albüm parlıyor olurdu sanıyorum. alıp da sevdiceğe versem, hayat bayram olsa filan. veyahut albümdeki bir şarkı bir an hayatımı değiştirse, yağmur altında gecenin 3:43′ünde ayrıldığım sevdiceğin kapısına koştursam, yumruklasam, kapıyı açsa, birden üstüme atlasa. filan. tabi ben bu düşüncelere dalmış iken, nick cave yalan oldu. albümü de önüne arkasına bile bakmadan alıverdim hemen.
kapaktaki erkek kişiyi ki tan tuncağ olur kendisi “bi yerden gözüm ısırıyor” diyerekten izlerken, bir yandan da internette az biraz bakınıyordum grup hakkında. şaşırdım. ekşi sözlük’de bile neredeyse hiçbir şey yok. inanamadım gözlerime, hala şaşkınım. bir şeyler yazmak gerekiyormuş artık.
şimdi, bana çok “eleştirel” diyorlar biliyor musunuz? her şeyi eleştiriyormuşum, hiçbir şeye değer vermiyormuşum. falan fistan. alın o vakit, işte “blonde redhead tınıları alıyorum, çok beğendim”, veya “70′lerden kalma synth sesleri olmasa daha iyi olurdu, prodüktörlerimiz bile bıktı, tan tuncağ bıkamamış” falan demeyeceğim bu yazı boyunca. susacağım. ama şunu demeliyim ki, bu albüm bu blogu okumaya tenezzül eden kitle arasında bulunan indie kidlere ağır, türk pop dinleyicisine anlamsız, cazcı dantellere çıtır çerez gelecektir. örnekler arttırılabilir. kesinlikle “zamanının ötesinde” bir albüm. tenezzül etmek, etmemek sizin bileceğiniz iş.
“bulutlar yere iner de beni kör ederse, kaybolup gidersem… off, ben artık eve dönmeliyim. eve… “sırtımızda” değil miydi “ev” dediğimiz?”
az çok bahsetmek gerekirse eğer kendisinden, albümü dinlediğim gün hastalıklı düşüncelere sahip olduğum bir evreye denk gelir. açık kafayla istesem de yaklaşamayacağım bu sebeple, öncelikle bunu söyleyeyim. ama şunu biliyorum ki, daha ilk saniyeden derin mi derin bir şarkı ile karşılıyor albüm sizi. gıcırdayan bir kapı sesi, kapanmasını bekliyorum, bekliyorum, albümü alırken yarattığım romantik komedideki “sevdiceğin kapısına koşma sahnem” çarpıyor aklıma tokat gibi, gülümsüyorum acı içinde, “kapansın artık” derken aralanmış kapıdan içeri süzülmüş buluyorum kendimi. “son melodi, içimizde, ahh.. yakıyor”. “eve dönmeliyim” giriyor sonra.. tan tuncağ’ın sesini duyduğumuz tek şarkı bu. hani öyle olur ya, albüme ismi veren şarkıda bir keramet vardır. gibi. bir de pek hoş ve “etken” bir keman eşlik ediyor şarkıya, hatta kulağıma ilk çarptığı an bir “ooh” sesi çıkartıverdim. ilk şarkıda yer yer çığıran keman eksikliğini hissettirmişti çok feci, tadı damakta kalmıştı, ki tamamlanmış. 3. şarkı “kayıp şehirler”den sonra albümde boş şarkı olmadığı kanaati yerleşiyor aklıma. ki yok. bir kere kapılınca büyüye, kopamayacağınızı garanti ederim. “düşman, ay, kayıp şehirler, bekleyen” gibi 13 muhteşem şarkı bulunduran albümü baştan sana 5-6 defa üstüste dinledim. bıkmadan.
müzikal açıdan afrika-vari perküsyonlardan, elektronik altyapıya, post-rock-vari gitar tınılarından, üflemeli, yaylı çalgılara, ciddi anlamda bir ziyafet bu albüm. miray kurtuluş’un sesine değinmek istiyorum bir de. o kadar yüksek tonda şarkı söyleyince öksürmeye başladığımı bildiğimden, zerre titremeyen sesine saygı ve hayranlık duydum. şaşkınım ama, ciddi anlamda. bilinmiyorlar ve “hande yener’in elektronik müziği yarattığı” bir dönemde böyle bir albümün var olması, ama insanların dinlemeye tenezzül dahi etmemesi hak versem de benim sinirlerimi bozuyor. ve biliyorum, bu blog aslen müzik üzerine. bu blog ilk açıldığında akıl ve kelime oyunlarına yer vermeden sadece müzik incelemesi yapmayı hedefledi, istedi. ancak bu blog biliyor ki müzik ve duygu birbirinden kopamaz. bu blog biliyor ki, insan müziğe aşık olmadan müzik yapamaz. araya birileri girerse, vakit kalmaz.

eh be mira, hani hep olur ya, birinden ayrıldığınızda bir …………….. (fill in the blanks- feeling the blanks?!) şarkısı çarpar gözünüze. takılır kalırsınız. takıldım kaldım ben, memnunum. umarım her insana ulaşırsınız bir gün.
sağolun varolun.
Şarkı Listesi:
1. son melodi
2. eve dönmeliyim
3. kayıp şehirler
4. bir gün gelir
5. uzaklar
6. zifir
7. bekleyen
8. uzayda
9. toz gibi
10. ay
11. başkası
12. düşman
13. adımlar
Satın al:
http://www.esenshop.com/detail.aspx?id=45033
Etiketler:“son melodi hiç susmuyor, kal bu gece, yakıyor: mira - eve dönmeliyim” için 10 yorum girilmiş.
yorum bırakın
- Yer Altından Bel Altına: Cemiyette Pişiyorum
- tabi ki chanson française: keren ann
- deniz kenarı sıktı mı ne: blood red shoes - box of secrets (2008)
- aslinda pek cok konu var: yasemin mori
- Bizden Hiç Farklı Değil: Change of Plans
- ingiliz aksanı+çiçek+böcek+limon=kate nash
- Raks Etme Zamanıdır: Black Kids - Partie Traumatic (2008)
- Hüzün ile Melankoli Havada: Brett Anderson
- Kayıp Albümlerden: Japanese Whispers
- binboamania’08
- aklıselimselim (başlık bulamadım)
- neden?.. neden?..: No Age - Nouns (2008)
- son melodi hiç susmuyor, kal bu gece, yakıyor: mira - eve dönmeliyim
- Alex Turner’ın Yeni Arayışları: The Last Shadow Puppets
- Hava Olsun İsterken: Someone Still Loves You Boris Yeltsin
- ah şu gençlik: be your own pet
- Asla Sönmeyecek Bir Işık: The Smiths
- Issız, Kalıcı, Soğuk: Denali
- Karşınızda Andy Hull ve Dadaşlar Orkestrası: Manchester Orchestra - I’m Like a Virgin Losing a Child
- Dünyanın en güzel “gürültü”sü: Slowdive
- “Nereden Nereye” derler ya, ondan işte: Altered Images
- Sebepsiz ve Sonuçsuz Denek Hayatım
- aman tanrım eğleniyoruz biz: oi va voi
- Bitmedi Taşikardi: Sakin - Hayat
- uçuş dersleri: migala
- olm saçı da hallettik mi tamam: the cinematics
- küçük bir güncelleme öyleyse…
- Okuma Bayramı’nın Ardından: Tokyo Police Club - Elephant Shell
- Tanrının Boş Vakti: Goldfrapp
- Bir Avuç Velet: The Kooks - Konk
- anket ekledik!
- benim küçük siyah elbisem: fungu
- deha mı diyorduk?: yann tiersen
- aklıselim hakkında
- “Beklenmedik” Hayaletler: Nine Inch Nails - Ghosts I-IV
- kadın denen şey: pj harvey
- İçimiz hala aynı: Tegan and Sara - The Con
- kusursuz sevgi: Immaculate Machine’s Fables
- gece gece aklıma takılanlar: gecegece
- Vampire Weekend
- aklıselim



ayh çok beğendim ben de.
albüm albüm albüm, diye tepiniyorum. neden; param yok.
herneyse, olsun alıcam.
en içten başarı dileklerimle..
bir arkadaş? dergi? ben bulamadım hala?
“sırtımızda” değil miydi “ev” dediğimiz?”
evet tam orada.
karakalem 4.sayı çıktı bu arada :) hakan günday’sız ne yazık ki :S bir de görmezlikten gelinen ufak tefek hatalarla..
“son melodi” ile eşzamanlı dönmeye başlayan bir klip var müzik kanallarında; yasemin mori “aslında bir konu var”..
aynı hissi yaşattı bu iki şarkı da bana ama ikincisinin içinde bulunduğu “hayvanlar” albümünü karakalem’i aradığım gibi arıyorum, “sabrın sonu selamettir” gibi atasözlerini de eskiterek..
deli gibi denali ararken keşfetmiştim yazılarını, şimdi rss’in hafif.org’un altında duruyor ;) takipteyiz efen’m..
;) biz de bekliyoruz hayvanlar’ı aklıselim olarak.
yorumun gerçekten sevindirdi beni, teşekkürler :)
albümü edinip dinledikten sonra tutamadım ben de biraz karaladım hakkında; http://loykatumu.blogspot.com/2008/06/mira-eve-dnmeliyim.html ;)
hayvanlar’a n’oldu bu arada, buralara daha gelmedi, var mı oralarda bir gelişme?
aldığım duyumlara göre hayvanlar yaklaşık bir sonra çıkacakmış, bilginize :)
yaklaşık bir ne? ay mı? hafta mı?
adana’da sordum albümü, mal adam haftasonuna gelecek dedi. haftanın sonu oldu, ben istanbul’dayım. albümü soruyorum ve :| diye bakıyorlar suratıma..
ah aceleyle yazmamın kurbanı olmuş biraz.bir hafta sonra çıkacak demeye çalışıyordum.yani bu hafta içinde çıkabilir ben sormaya başladım bile
ben de cok begendim aylin aslım “gelgit” albümüne benzettim biraz ordaki samimiyeti buldum :)
aa, cidden gelgit’e benziyor bu albüm :) ben de şimdi farkettim :)