Mart, 2008 ayı için arşiv:

yann tiersen 1

Her Amelie sever gibi ben de, Amelie ‘yi izledikten sonra hemen bilgisayar başına geçip filmin müziklerini araştırmaya koyuluyorum. (Yann Tiersen’in “döktürdüğü” o şarkılar olmasaydı, Amelie bu kadar güzel olamazdı kesinlikle.)
Önce “les jours trites”i dinliyorum ve içime yayılan bu anlamsız mutluluk hissini çözmeye çalışıyorum. Şarkı sanki bu dünyanın ötesinde başka bir dünya varmış da, buranın kötülüğünden kaçıp oraya sağınabilecekmişiz gibi bi’ his veriyor bana. Sonra “j’y suis alle” çalmaya başlıyor ki, ben kesinlikle ayrılıyorum o anda dünyadan. Afallıyorum- salaklaşıyorum da denilebilir. Yann Tiersen komasında günlerim geçiyor, hiç şikayetim yok, geberene kadar onu dinlemek geliyor içimden.

İşte bu adam beni böyle sardı. Tabi her şarkının kişide bırakacağı tat ayrı, her sesin ruha işleyişi farklı. Ama tat bırakıyor mu? Bırakıyor.Ruha işliyor mu? İşliyor.

Peki kim bu adam?

bu yazının devamını oku… »

1 yıldız2 yıldız3 yıldız4 yıldız5 yıldız (1 oy verilmiş, ortalama: 5/5)
Loading ... Loading ...
Etiketler: , ,

öyle bir “zorundalık” hissi var ki bu siteyi açtığımdan beri, sanki devamlı bir şeyler yazmak zorundaymışım gibi hissediyorum kendimi. muhtemelen böyle olmayacak tabi. şu anda çişimin geldiğini de hissediyorum ama bu yazının gideceği yön belli olana kadar yapacağımı düşündüğüm söylenemez. ha bu zorundalığı hissediyorsam bir sebebi var tabii, açıkcası son 1-2 senedir yerli müzik adına bir şeyler aradığımda ulaşabildiğim tek kaynaklar bazı burjuva kesmin “şununla şurdaydık bununla bunu yaptık şu konsere gittik, şöyle geçti böyle geçti, grubun elemanıyla tanıştık, sevgilimin birasını döktü ve şimdi gelecek lelelele” tadında ve groupie olmaya meyilli imajı çizen yazılar ile bezeli, zaman kaybı birkaç blogdan ibaret oldu. (ha aralarında iyileri de vardı tabii, ancak şu an bunları bu sitede yazıyorsam tatmin olmadığımdan) mecmulara göz gezdirdiğimde ise yine aynı kesime hitap eden bant gibi ne idüğü belirsiz saçmalıklar dışında elimde hiçbir şey olmadığını defalarca fark etmek zorunda kaldım. kötü bir duygu açıkcası. çünkü katlanmak zorunda olduğum bir çevre faktörü var ki bu faktör bu sitede hakkında birşeyler karalamaya devam edeceğim müziği hazmedemiyor. ben de haliyle internete yöneliyorum çünkü biliyorum ki kaliteli müzik yapan ve dinleyen bir kesim var türkiye’de, myspace’den hatta umuyorum ki last.fm’den, işte şurdan burdan falan ararsak ulaşabileceğimiz gruplar var, ancak internette kendileri hakkında teferruatlı bilgi bulabileceğimiz bir adet kaynak bile yok. evet yok. daha sonra onların yaptığını ben niye yapmayayım diyiverdim.

aklıselim’i açmaya karar vermem böyle oldu. amaç ise, internet üzerinde arada sırada insanların bakarak yeni kaliteli gruplar keşfedebileceği, yaptıkları incelemelerin kişisel düşünce ve hayatlardan arındırıldığı, sadece “müzik” üzerine endeksli ve belki de ilerde bir ekip bulabilirsem bir hiçbir ticari kaygısı olmayan mecmuaya bile çevirebileceğim, gayet “dinleyici ağzından” yazıların bulunduğu bir blog olmasını istemem. şimdi, fikir hoşunuza gitti ise, ve azıcık da olsa siteye katkı gösterebileceğinize inanıyorsanız eğer, lütfen şu an şu dakika bana başvurup “ben de yazmak istiyorum” diyin. tek isteğim türkçe’yi düzgün şekilde kullanmanız, başka bir şey değil.

akliselim@akliselim.org bana tek ulaşım yolu.

1 yıldız2 yıldız3 yıldız4 yıldız5 yıldız (henüz oy verilmemiş)
Loading ... Loading ...
Etiketler:

nine inch nails - ghosts 1

Tarih tekerrür etti. Year Zero’nun ardından yapılan onca dırdırın ardından Nine Inch Nails’in asıl adamı Trent Reznor bir kere daha saklandı ve tamamen yepyeni bir projeyle geri dönüş yaptı. 6 ay gibi biraz “çabuk” bir dönüş olmasından ise gayet hoşnutum…

Her şey NIN websitesine yazılan küçük bir yazı ile başladı. Trent Reznor’ın bir anda yeni birşeyler ile zaman öldürdüğünü öğrendik. çünkü bütün hayranları NIN’in gereğinden fazla eleştri alan year zero’nun ardından trent’in ne yapacağını bilmediği gibi nin’in de muhtemelen kapalı kapılar ardında saklanacağına dair öngürülerde bulunurken sitede beliren “Gizli gizli işler çeviriyoruz. Yakında size bilgi vermeye başlayacağız” yazısı bir anda gözleri NIN’e dikivermişti. Mart ayının 2. günü, yani bu yazının yazıldığı saatleri de hesaba katarsam tam olarak 3 gün önce, siteye başlığı “2 saat” olan yeni bir yazı eklendi.

ve cidden tamı tamına 2 saat sonra birdenbire NIN websitesinin tasarımı değişti ve 36 şarkılık yepyeni albüm Ghosts I-IV’un ilk 9 şarkısını (yani Ghosts I’ı) ücretsiz olarak indirebileceğimiz bir link ekleniverdi siteye. Albümün tamamını edinebilmek için ise 5$ gibi cüzzi bir miktar ödemek yetiyordu.

Bir anda dinlememiz için suratımıza atılan bu 36 şarkılık albümün en güzel kısmı, kanımca kimsenin beklememesi oldu. Belki çok erken çıktı, belki hala şaşkın şaşkın durduğumuzdan bir sessizlik var. Ancak bir şey var ise, albümün inanılmaz olduğu.

Tür kısmına gelince… eh, Distorted gitarlar, elektronik altyapı, garip enstrümanlar, zengin içerik, ve post-rock etkileşimleri… Evet, belki de gerçekten çok erken çıktı. Cidden beklemiyorduk.

Albüm hakkında sanırım yapılabilecek en boktan karalama, türe “post-rock” dedik diye Explosions in the Sky veyahut Sigur Ros gibi “post-rock” adı altında mainstream olmuş ve kendi tarzlarına sahip olan gruplara yapılacak benzetmeler olur. 36 şarkının arasında o kadar agresif, o kadar sert, o kadar NIN şarkıları var ki, NIN değil demek büyük bir aptallık olur. Ghosts bir NIN albümüdür. Eski hayranları için bir “hayal kırıklığı” olabilme ihtimali olsa bile, onlar da kabullenecektir ki bu albüm bir NIN albümüdür. Evet, bu “korkunç” melodilerin sebep olduğu atmosfer, bu ambiyans, bu bir an bile sıkıntı vermeyen, bu akıl uyuşturucu, bu kalp sıkıştırıcı albüm bir başyapıt ve bir NIN albümü. Daha açılışından bir kapan gibi sizi içine kıstıran ve suyunuz çıkana kadar sıkıştıran bir NIN albümü. Dinlediğim andan itibaren bir an bile pişmanlık duymadığım, bir an bile sıkılmadığım, ancak bir an bile dikkatimi toplayamama sebep olan bir NIN albümü. 2 saat sonra uyanıp okula gitmem gerektiği halde şu anda bunları karalamama sebep olan bir NIN albümü bu. Başka bir gruba ait değil. Başka bir gruba benzer de değil. Orjinal.
bu yazının devamını oku… »

1 yıldız2 yıldız3 yıldız4 yıldız5 yıldız (3 oy verilmiş, ortalama: 5/5)
Loading ... Loading ...
Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

pj harvey 1

Yaklaşık 1 hafta kadar sürekli Björk’le PJ Harvey’in Satisfaction (Rolling Stones şarkısıdır aslında Satisfaction) adlı coverını dinledikten sonra nihayet kafama bi’şey dank ediyor. Ben sadece Pj Harvey’in söylediği kısımları mırıldandığımı fark ediyorum. Sonra da bi meraklanıyorum, kimdir bu hatun?

Polly Jean Harvey İngiltere’de bir koyun çiftliğinde doğan ve –tabiri caizse- eşek yüküyle parası olmasına karşılık lüks bir villada değil de, İngiltere’nin taşralarından birinde yaşayan mükemmel sesli bir hatun. Taşra hayatı sürmesinde “köylü bir kadın” olmasının ve bundan hiç çekinmemesinin payı büyük tabi.

90’lı yılların başında kadın vokallerin albüm akınları arasından sıyrılıp çıkmış, övgüye değer görülen isimlerden biri olmuş. Minnacık çocukken gitar ve saksafon çalmaya başlamış Polly Jean, 1991’de de basçı Steve Vaughn ve baterist Robert Ellis’le “Pj Harvey” adında bi’ grup kurmuş. “Dress” adlı ilk singleları “indie rock için sansasyon niteliğinde. Daha sonra gelen “Sheela-Na-Gig” ile “Dress” için çok farklı yorumlar yapılmış ama, Polly Jean röportaj konusunda bi’ hayli isteksiz davranmış. Samimiyeti ve seksapalite kelimesine yeni bi’ anlam kazandıran fotoğrafları basını allak bullak etmiş.

bu yazının devamını oku… »

1 yıldız2 yıldız3 yıldız4 yıldız5 yıldız (2 oy verilmiş, ortalama: 5/5)
Loading ... Loading ...
Etiketler: , , ,

tegan and sara 1

Herkes gibi ben de Tegan ve Sara’yı 2005 yılında çıkardıkları albümleri “So Jealous” ile tanıdım. 2 genç kız kardeşin takıntılarını, duygularını, ilişkilerini vs. vs. anlatmış eğlenceli ama bir o kadar da çıtır çerez bir albüm idi. olgun değildi. ne yalan söyleyim, speak slow’a biraz takmış, albümü ise 4-5 kere dinleyip pabucunu dama atmıştım. Albüm ise, Tegan ve Sara’nın isminin duyulmasına, ki albümdeki bir şarkıya White Stripes cover bile yaptı, sebep olması nedeniyle aslında güzel bir kilometretaşı.

2007′de ise 5. albümleri The Con ile karşılaştık. Sara’nın dediğine göre şarkıları demolarla olabildiğince aynı yapmaya özen gösterdikleri, ve Death Cab’den Chris Walla’nın prodüktörlüğünde hazırlanan bir albüm The Con. “Demolarla olabildiğince aynı tutma” idealinin güzelce yerleştirilmiş synth’den beni mahrum etmemesi ise albümün güzel bir yanı. Ancak, fuzili hiçbir şey ile karşılaşamadım. Albümdeki şarkılar olabildiğine kısa, aynen demolar gibi…

The Con’de lirikal açıdan, Tegan ve Sara’ın eski çalışmalarına kıyasla - ki artık nasıl olduysa, daha çok saplantılı 2 kadın çıktı karşıma. Oysa ki, aynı zamanda “daha olgun” bir albüm bu. “İnsanlar Dejenere Olmazlar” tezine bağlayabildim bu durumu “Biz hep böyleydik, sadece biraz büyüdük, içimiz hala aynı diye bağırmakta albüm sanki. ki bağırma kısmında ciddiyim. cidden o kadar kısa ki şarkılar, “amaçları bir önce içlerini dökmek ve susmakmış sanki” diye düşündürttü bana.

Albümdeki şarkılar, 2 insanın ortak çalışması olmasına rağmen 2 alakasız insanın elinden çıkmış gibi. Hatta evet, aynen bir “split” gibi. Bir kısmı (Sara’nın elinden çıkan kısım, “Knife Going In” örnek olarak) tamamen ayrılıklar üzerine böyle, albüme güzel bir sonbahar teması vermeye kasmakta, kapağıyla da destekliyor sanki hatta. Ancak diğer kısmı ise (Tegan) daha çok sert, kabullenemeyen, hırçın ve hatta cüretkar şarkılardan oluşuyor. Güzel olan ise, birbirine girmiş, hatta sarmaş dolaş olmuş o gitar sesleri, bu bahsettiğim “olgun” şarkı sözleriyle birleşip, güzel bir nakarat ortaya çıkartmayı ve şarkıyı beklenilenden daha farklı bir şekilde bitirmeyi başarabiliyor…

bu yazının devamını oku… »

1 yıldız2 yıldız3 yıldız4 yıldız5 yıldız (1 oy verilmiş, ortalama: 5/5)
Loading ... Loading ...
Etiketler: , , , , ,

Immaculate Machine 1

Bir gitar, bir klavye, bir bateri. daha fazla neye ihtiyacım var ki?

2005 yılında bir indie grubu için “fazlasıyla” adını duyurmuş olan kanada’lı the new pornographers’ın “twin cinema” isimli albümü çıktı. Kathryn Calder isimli bir isim gülümsüyordu albümde çalışan elemanlar arasında, klavyede ve vokalde. Albüm ciddi anlamda güzel eleştiriler aldı, beğenildi. Birkaç ay sonra ise yine elemanları arasında Kathryn Calder ismini gördüğümüz bir grup, Immaculate Machine, “Ones and Zeros” isimli albüm çıkardı tng’nin bağlı olduğu plak şirketi Mint Records’den. Immaculate Machine, albümü tanıtma amaçlı olarak, TNG ile beraber bir süre alt grup olarak konser verdi, kanada’dan avrupa’ya kadar turlara katıldı. iyilerdi. Geçtiğimiz senenin sonlarına doğru da yeni albümleri çıktı: Immaculate Machine’s Fables.

bu yazının devamını oku… »

1 yıldız2 yıldız3 yıldız4 yıldız5 yıldız (2 oy verilmiş, ortalama: 5/5)
Loading ... Loading ...
Etiketler: , , , , ,

Warning: stristr() [function.stristr]: Empty delimiter. in C:\wamp\www\wwwakliselim\wp-content\plugins\wassup\wassup.php on line 2093