
Her Amelie sever gibi ben de, Amelie ‘yi izledikten sonra hemen bilgisayar başına geçip filmin müziklerini araştırmaya koyuluyorum. (Yann Tiersen’in “döktürdüğü” o şarkılar olmasaydı, Amelie bu kadar güzel olamazdı kesinlikle.)
Önce “les jours trites”i dinliyorum ve içime yayılan bu anlamsız mutluluk hissini çözmeye çalışıyorum. Şarkı sanki bu dünyanın ötesinde başka bir dünya varmış da, buranın kötülüğünden kaçıp oraya sağınabilecekmişiz gibi bi’ his veriyor bana. Sonra “j’y suis alle” çalmaya başlıyor ki, ben kesinlikle ayrılıyorum o anda dünyadan. Afallıyorum- salaklaşıyorum da denilebilir. Yann Tiersen komasında günlerim geçiyor, hiç şikayetim yok, geberene kadar onu dinlemek geliyor içimden.
İşte bu adam beni böyle sardı. Tabi her şarkının kişide bırakacağı tat ayrı, her sesin ruha işleyişi farklı. Ama tat bırakıyor mu? Bırakıyor.Ruha işliyor mu? İşliyor.
Peki kim bu adam?
Yann Tiersen, 1970 Brest doğumlu, Fransız bir müzik dehası. Klasik müzik eğitimi almış bir çok okulda. 1995’te “La Valse Des Monstres” adlı albümü, 1996’da ise “Rue Des Cascades” adlı albümü çıkmış ama, ününü 1998’te çıkardığı “Le Phare” albümüyle kazanmış. Onu dünya çapında tanınır yapan albümse hiç kuşkusuz, Le fabuleux destin d’Amélie Poulain için yaptığı, eski ve yeni bestelerinin karışımı olan soundtrack albümü. Tabi bu albüm Yann Tiersen’e bir çok “en iyi film müziği” ödülünü de kazandırdı. Aslında Yann Tiersen’in ilk film müziği tecbüresi değil bu. Daha önce Eric Zonca yönetmenliğindeki La Vie Revee des Anges filmindeki müziklerde onun. Ve hatta bu filmde rol alan Natacha Régnier de onun uzun süreli birliktelik yaşadığı Belçikalı bir aktris. Yann Tiersen’i daha sonra Goodbye Lenin’in film müzikleri yapımında da görüyoruz. Bu filmde de ödül geleneği devam ediyor.

Yaptığı müzik daha çok entrümantal. Kendisi de zaten deneysel, minimalist bir müzisyen; multi-enstrümantalist. Diğer şarkıları da kendi seslendiriyor ve güzel düetler yapıyor. Albümlerine çağırdığı konuk sanatçılar her seferinde daha arttığı için müziği adeta kolleklif bi’ çalışmanın ürünü olmuş artık. Son albümü olan “Les Retrouvailles” de ise görebiliyoruz ki, Yann Tiersen Quessant adasına çekilip kafa dinlemekle iyi etmiş. Albümde daha sert, daha farklı bi’ hava var ve gene güzel.
Konserlerinde ise Yann Tiersen, entrümanlarla doğaçlama yapıyor, yeni sesler yaratıyor. Bu mücadeleyi yaşayan seyirci de kendini o bahsettiğim “başka bir dünya” da buluyor büyük ihtimalle. Böyle bir şey isterseniz eğer, açın Yann Tiersen’i bas bas,kendinize gelin-ya da kendinizi kaybedin.
Etiketler: tiersen, yann, yann tiersen“deha mı diyorduk?: yann tiersen” için 3 yorum girilmiş.
yorum bırakın
- Hava Olsun İsterken: Someone Still Loves You Boris Yeltsin
- ah şu gençlik: be your own pet
- Asla Sönmeyecek Bir Işık: The Smiths
- Issız, Kalıcı, Soğuk: Denali
- Karşınızda Andy Hull ve Dadaşlar Orkestrası: Manchester Orchestra - I’m Like a Virgin Losing a Child
- Dünyanın en güzel “gürültü”sü: Slowdive
- “Nereden Nereye” derler ya, ondan işte: Altered Images
- Sebepsiz ve Sonuçsuz Denek Hayatım
- aman tanrım eğleniyoruz biz: oi va voi
- Bitmedi Taşikardi: Sakin - Hayat
- uçuş dersleri: migala
- olm saçı da hallettik mi tamam: the cinematics
- küçük bir güncelleme öyleyse…
- Okuma Bayramı’nın Ardından: Tokyo Police Club - Elephant Shell
- Tanrının Boş Vakti: Goldfrapp
- Bir Avuç Velet: The Kooks - Konk
- anket ekledik!
- benim küçük siyah elbisem: fungu
- deha mı diyorduk?: yann tiersen
- aklıselim hakkında
- “Beklenmedik” Hayaletler: Nine Inch Nails - Ghosts I-IV
- kadın denen şey: pj harvey
- İçimiz hala aynı: Tegan and Sara - The Con
- kusursuz sevgi: Immaculate Machine’s Fables
- gece gece aklıma takılanlar: gecegece
- Vampire Weekend
- aklıselim









Amelie filminin muhteşemliğinin altında yatan asıl sebep ; Yann Tiersen
Adam kendini kaybediyor müzik yaparken
Bizim hiç görmediğimiz-göremediğimiz- dünyaları keşfediyor
ve tabi ki bizi de yanında götürüyor.
Comptine D’Un Autre Ete: L’Apres Midi adlı şarkıyı pianoda çalmaya “kasarken” de , kendisine ayrı bir saygı duyduğumu inkar etmeyeceğim tabi.
amelie… mutluluk… kırlara çıkıp içimdeki “şey”i bağırma isteği ve hepsinin sebebinin o olduğunu filmi izledkten 2 gün sonra öğrendiğim abimiz… Tiersen:)
tam bir müzk dehası :)