öyle bir “zorundalık” hissi var ki bu siteyi açtığımdan beri, sanki devamlı bir şeyler yazmak zorundaymışım gibi hissediyorum kendimi. muhtemelen böyle olmayacak tabi. şu anda çişimin geldiğini de hissediyorum ama bu yazının gideceği yön belli olana kadar yapacağımı düşündüğüm söylenemez. ha bu zorundalığı hissediyorsam bir sebebi var tabii, açıkcası son 1-2 senedir yerli müzik adına bir şeyler aradığımda ulaşabildiğim tek kaynaklar bazı burjuva kesmin “şununla şurdaydık bununla bunu yaptık şu konsere gittik, şöyle geçti böyle geçti, grubun elemanıyla tanıştık, sevgilimin birasını döktü ve şimdi gelecek lelelele” tadında ve groupie olmaya meyilli imajı çizen yazılar ile bezeli, zaman kaybı birkaç blogdan ibaret oldu. (ha aralarında iyileri de vardı tabii, ancak şu an bunları bu sitede yazıyorsam tatmin olmadığımdan) mecmulara göz gezdirdiğimde ise yine aynı kesime hitap eden bant gibi ne idüğü belirsiz saçmalıklar dışında elimde hiçbir şey olmadığını defalarca fark etmek zorunda kaldım. kötü bir duygu açıkcası. çünkü katlanmak zorunda olduğum bir çevre faktörü var ki bu faktör bu sitede hakkında birşeyler karalamaya devam edeceğim müziği hazmedemiyor. ben de haliyle internete yöneliyorum çünkü biliyorum ki kaliteli müzik yapan ve dinleyen bir kesim var türkiye’de, myspace’den hatta umuyorum ki last.fm’den, işte şurdan burdan falan ararsak ulaşabileceğimiz gruplar var, ancak internette kendileri hakkında teferruatlı bilgi bulabileceğimiz bir adet kaynak bile yok. evet yok. daha sonra onların yaptığını ben niye yapmayayım diyiverdim.
aklıselim’i açmaya karar vermem böyle oldu. amaç ise, internet üzerinde arada sırada insanların bakarak yeni kaliteli gruplar keşfedebileceği, yaptıkları incelemelerin kişisel düşünce ve hayatlardan arındırıldığı, sadece “müzik” üzerine endeksli ve belki de ilerde bir ekip bulabilirsem bir hiçbir ticari kaygısı olmayan mecmuaya bile çevirebileceğim, gayet “dinleyici ağzından” yazıların bulunduğu bir blog olmasını istemem. şimdi, fikir hoşunuza gitti ise, ve azıcık da olsa siteye katkı gösterebileceğinize inanıyorsanız eğer, lütfen şu an şu dakika bana başvurup “ben de yazmak istiyorum” diyin. tek isteğim türkçe’yi düzgün şekilde kullanmanız, başka bir şey değil.
akliselim@akliselim.org bana tek ulaşım yolu.
Etiketler:yorum bırakın
- Hava Olsun İsterken: Someone Still Loves You Boris Yeltsin
- ah şu gençlik: be your own pet
- Asla Sönmeyecek Bir Işık: The Smiths
- Issız, Kalıcı, Soğuk: Denali
- Karşınızda Andy Hull ve Dadaşlar Orkestrası: Manchester Orchestra - I’m Like a Virgin Losing a Child
- Dünyanın en güzel “gürültü”sü: Slowdive
- “Nereden Nereye” derler ya, ondan işte: Altered Images
- Sebepsiz ve Sonuçsuz Denek Hayatım
- aman tanrım eğleniyoruz biz: oi va voi
- Bitmedi Taşikardi: Sakin - Hayat
- uçuş dersleri: migala
- olm saçı da hallettik mi tamam: the cinematics
- küçük bir güncelleme öyleyse…
- Okuma Bayramı’nın Ardından: Tokyo Police Club - Elephant Shell
- Tanrının Boş Vakti: Goldfrapp
- Bir Avuç Velet: The Kooks - Konk
- anket ekledik!
- benim küçük siyah elbisem: fungu
- deha mı diyorduk?: yann tiersen
- aklıselim hakkında
- “Beklenmedik” Hayaletler: Nine Inch Nails - Ghosts I-IV
- kadın denen şey: pj harvey
- İçimiz hala aynı: Tegan and Sara - The Con
- kusursuz sevgi: Immaculate Machine’s Fables
- gece gece aklıma takılanlar: gecegece
- Vampire Weekend
- aklıselim








