Pj harvey, doğduğum ayda – ’92, mart, ki bundan salakça bir mutluluk duyarım hep- çıkarttığı ‘Dry’ından sonra her albümde aptala çevirdi bizi. Her albümde parça parça başka yanlarını, arızalarını döküverdi, her defasında sanki Pj Harvey dinlemeye yeni başlamışız gibi bir hissiyat uyandırdı.
Ama sanıyorum, en ağır darbeyi ‘White Chalk’ta, piyanoyla indirdi kafamıza. Kadın kelimesini “Lick my legs” yazılı t-shirt’ünü taşıdığı gibi taşıdı üstünde, hiç sınır tanımadı, durmadı durulmadı, aşkını da hayatını da içinden geldiği gibi yaşadı. “Acaba nasıl görünüyorum?”culardan olmadı. Ve ‘White Chalk’ta da çaresizliğini, umutsuzluğunu, çaresizlik ve umutsuzluğu en iyi anlatacak enstrümanda anlattı.
Bu sefer attığı çığlıkların rengi simsiyahtı, eski kırmızılıklarından eser yoktu.
Yani ‘ateşli Pj’ arayıcılarına kocaman bir nah çıktı albümden. Albüm eleştirilerinin sonu hep bir sonrakine çıldıracağı yönündeydi. Bir özlemdi de bu. Hani insan güçsüzken hep güçlü yanını özler de, güçlüyken kolları ağrıdığında benimsemez ya bunu; aynen öyle.
Sonra 30 Mart’ta –Pj’in mart’ta albüm çıkarmasına mest oluyorum.- bana da harika bir doğum günü hediyesi bahşederek ‘yoldaş’ı konumundaki John Parish’le ‘ A Woman A Man Walked By’ı çıkardı.
Bu albüm kocaman bir kavga gibi geliyor bana. Bir de harmanlanmış Pj albümleri gibi. Sanki John Parish’le ilk albümünün tadını bozmadan, biraz ‘İs This Desire’dan biraz ‘Rid Of Me’den falan katılmış karıştırılmış ve tadından yenmez olmuş.
Black Hearted Love’ı ne zaman dinlesem ‘Stories From The Sea Stories From The City’ geliyor aklıma mesela. Giriş yapılacak en sağlam şarkı, doğru karar. Dinlemeye bir türlü doyamadığım şarkılardan biri. Klip ise gayet güzel. John Parish’in gözleminde kafasına göre zıplayan bir Pj, albüme iyi bir atıf. Gerçi açıkça görülebilir ki ‘Dans Hall At Louse Point’te istekleri baskın çıkan Parish bu sefer otoriteyi Pj’e kaptırmış durumda. Hatta ‘A Woman A Man Walked By/ The Crow Knows Where All The Children Go’da Parish, “I want your fucking ass” diye anıran Pj’i sakinleştirmek için bir hayli uğraşıyor. ‘Pig Will Not’ta “ I Will Not” haykırmalarıyla başa çıkmak gerçekten zor görünüyor.
Ondan kavga diyorum bu albüme. Sözde bir Parish-Harvey atışması, hislerin kişileştirilip çarpıştırılması. Anlayacağınız o ki, dinleyicinin yeniden aptala dönmesi demek bu.
Şimdi, henüz albümü dinlemeyip çook şey kaybedenler için benzetmeler yapa yapa tatlarını anlatmaya çalışacağım şarkıları.
The Chair, ‘The Letter’ tadında. ‘Sixteen Fifteen Fourteen’ folk folk. ‘Leaving California’ ve ‘Crack in the Canvas’ delik deşik edici. ‘April’, ‘White Chalk’ şarkıları gibi umut bekliyor. ‘Passionless Pointless’ aşk yaşatıyor insana birkaç dakikada.
Şarkılar bittiğinde ruh gıdasını almakla kalmayıp orgazm oluyor diyebilirim. Ancak, havvakızları dikkatli olmalı, ola ki bir hamilelik durumu çıkarsa albümden mütevellit, mutlaka düşük ya da ölü doğum sonu. Çünkü ‘anne’si olmaya katlanabileceğiniz normallikle bir çocuk çıkmayacaktır. Ademoğullarıysa popolarını Pj’e kaptırma hayaliyle pek fazla yaşamamalılar, kaldı ki O’nun ele geçirdiği göt sağlam kalmaz, Parish bile sizi kurtaramaz.
hissiselim.